Kayıp Hasta Mehmet Açar, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık A.Ş., 1. Baskı, Mart 2017. 328 sayfa, 9 bölüm. Yazar’ın beşinci eseri. Ankara Tunalı D&R Kitapevi’ndeki Doğan Hızlan’ın tavsiye ettikleri köşesinden aldım. Kitabı keyif alarak okudum. İmla ya da basım hatası yok. Akıcı yazılmış, kurgulama tutarlı ve takip edilebiliyor. Ama kitabın arka kapak tanıtım yazısında belirtildiği derecede sistem-birey-itaat-özgürlük çatışmaları kesin çizgiler halinde yok. Okur yazarın kullandığı dil yolu ile – ve biraz da arka kapak yazısı kanalı ile- konunun sistem ve birey arasında bir çatışma üzerine olduğu yönünde şartlandırılıyor. Ama sayfalar ilerledikçe ortaya çıkan eser aslında farklı bir noktayı sorguluyor: Bilimi. Bir başka deyişle, yazar düşünce aşamasında birey-sistem eksenini işlemek istemiş olabilir ama aslında daha çok bilimi, daha doğrusu bilimin devlet aygıtı elinde bir araç haline gelerek, sistemin amaçlarına ulaşması için kullanılmasını sorguluyor. Bilimsel etiğe bağlı kalması gereken ama birer piyon haline gelen doktorları sorguluyor. İnternette bulduğum bir eleştiri yazısı eseri distopya olarak sınıflandırıp çözümlemiş. Mesela: “hastane metaforu üzerinden sistem, birey, özgürlük kavramlarını tartışan”, veya “sistem ve ona bağlı doktorlar bireyin hafızasını ve rüyalarını kontrol ederek sisteme uygun bireyler oluşturmak amacındadırlar” gibi tanımlamalar var. Kanımca yazarın kafasındaki kavramlar hastane metaforu içinde daha derinlemesine işlenseydi bir “1984” (bireyin kontrol edildiği, her şeyin bir merkezi irade tarafından bilindiği ve manipüle edildiği, korkuların ve ihtirasların kullanıldığı bir sistem), veya “Atlas Silkindi” (bireyin ve aklın sistem ile çatıştığı, demiryolu metaforu üzerinden bireyin, serbest teşebbüsün ve kapitalist mekanizmanın işlendiği) gibi bir eser ortaya çıkardı. Felsefi açıdan birbiri ile farklı hatta zıt kavramları işleyen romanları örnek veriyorum çünkü görüşüme göre yapıt bu ikisinin arasında kalmış iki kavramı da işleyememiş. Kayıp Hasta post-modern bir “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”. Bürokrasinin bireye neler yapabileceği Aziz Nesin’in bu romanında ustaca işlenmişti. O kitabın konusu herhangi bir Türk vatandaşının başına gelebilecek türdendi. Mehmet Açar’ın eseri bir bilim-kurgu. Benzer kavramı başarılı hastane içine taşımış ve hastane bürokrasisini metafor olarak kullanmış. Benzerlikler burada bitiyor. Eğer yazar bürokrasi çizgisinde devam etseydi Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz türünde bir kitap ortaya çıkardı. Kayıp Hasta ise bu eksenden uzaklaşmış; sistemi veya bürokrasiyi değil kendini sistemin kullanımına sunan ve bu yolla bireyin özgürlüklerini kısıtlayan bilimi sorgulamış. Her soruya bir açıklama getiren bilim aslında hiçbir soruya cevap veremiyor gerçeğin bulunmasına yardım edemiyor. Hatta gerçeği gizliyor. Ama yaptığı bilimsel açıklamalar ve bürokratik mekanizma hastanın tutsaklık durumunu hem meşrulaştırıyor, hem de rasyonelleştiriyor. Bir süre sonra kendisi ve içinde bulunduğu durum ile çatışmaya giren hasta her şeyi sorgulamaya ve keşfetmeye başlıyor. Bu çatışma ve keşif süreci özellikle kitabın son çeyreğinde değişik kişiliklerle yapılan diyaloglar aracılığı ile daha belirgin bir hale gelmiş ve ortaya okunması güzel, okuyucuyu entelektüel ve edebi açıdan tatmin eden metinler, akıcı ve sürükleyen bir roman çıkmış. Yazarın biyografisinden aynı zamanda film eleştirmeni olduğunu anlıyoruz. Bu bağlamda kitapta dikkatimi çeken benzerliklere değinmek istiyorum. Felsefi ve şekilsel açıdan Matrix filmi ile benzer bir dünya görüyoruz. Gene bu filmin şekilsel bir özelliği o dünyayı kuran Mimar idi. Kayıp Hasta’daki Sistem’in sekiz yaşında bir çocuk olarak karşımıza çıkması ve olayları açıklaması da bence bir paralellik. Ali Z’nin Kayıp Hasta’da, Neo’nun da Matrix’de “Seçilen Kişi” (The Chosen One) olarak tanımlanmasını da unutmayalım. 1990 yılında ilk versiyonu çekilen Total Recall (Gerçeğe Çağrı) filmindeki özgürlükçü Hauser karakterinin bir uykuya dalarak aslında gerçek kimliği ile buluşması, cinsellik, sistemin Mars gezegeninde her şeye hakim olup her yeri kontrol etmesi, ve özgürlükçü Hauser karakterinin aslında uyku ve bilinçaltı sıfırlama yolu ile sisteme çalışan bir ajan olması da kitabın konusundaki şaşırtıcı benzerlikler. Ali Z, özgürlükçü mü, yoksa devlet ajanı mı? Hangi kadınla yaşanan hangi cinsellik gerçek? Hangi deneyim uyku, hangisi bilinçaltı, hangisi uyanıklık hali? Ve tabi gene bu filmde de bir “Seçilen kişi” olarak özgürlükçü diye tanıtılan ama aslında devlet ajanı Hauser var. Kitabın anlatımı ile yakından benzeşen bir film de Inception (Başlangıç). Beynin gizli köşelerinde saklanan sırlara ulaşabilmek için uykuya girilmesi, ve uyku içinde birinci, ikinci, üçüncü seviyelerde uyku katlarına inilmesi ve kendini keşfetmeler gibi temalar Kayıp Hasta’nın son sayfalarında okuyucunun başını döndürüyor. Kayıp Hasta gerek hastanenin tanımlanması, gerekse mekanın özellikleri ve kullanılan şekiller açısından en fazla 1971 yapımı THX II38’e benziyor. Tek tip üniformalar, yemeklere katıldığı varsayılan ilaçlar, distopya, devletin tanrılaştırılması, bilimin kullanılması gibi temalar aynı. Ama Kayıp Hasta devlet-birey çatışmasının aldığı yol, ve cinselliğin ana tema olarak kullanılması noktalarında THX II38’den ayrışıyor. Bazı göndermeler var bana göre cevapsız kalmış. Mesela sürekli bir senfonik müzik teması var. Ne olduğu açıklanmıyor. Bir çeşit kendi kendini tatmin aracı da olabilir. Başka bir simgeleme de. Cinsellikle ilgili göndermeler biraz işlenmiş ama yaşanan cinselliklerin anlatımı zayıf ve nedenlerini bilemiyoruz. Kahramanın isimleri; Ali Z., ya da A ve Z yani alfabenin ilk ve son harfleri. Sonra da Mustafa Z., ya da M ve Z, alfabenin tam ortasındaki harf ile son harf. Bir anlam var mı? Bilmiyorum. Olmalı mı? Onu da bilmiyorum. Ama isimlerin bu şekilde kodlanmış hissi vermesi tekrardan THX II38 filmini anımsattı. Kayıp Hasta’yı zevkle okudum. Belki de 300 sayfa daha olsa idi karşımıza komple bir felsefik eser olarak çıkacaktı. Ama bu hali ile okuyucuyu uyarıyor, düşündürüyor, kendi cevaplarını ve yorumlarını geliştirmesini sağlıyor.

Erol Emed

Mayıs 2017

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page