Gölge - İsmail GüzelsoyYETİŞKİNLER İÇİN BİLİMKURGUSAL BİR MASAL

Epeyce bir kitabı olduğu halde ilk kez okuduğum Yazar İsmail Güzelsoy  kelimenin tam anlamıyla gönlümü fethetti. Keşfetmekte gecikmenin  burukluğunu saymazsak her satırından büyük keyif aldım ve anlattığı büyülü hikaye hiç bitmesin istedim.

Osmanlı İstanbul’undayız. Zaman tam olarak belirtilmese de mekanlar ve yaşam tarzı dikkate alındığında Şehzadebaşı’ndaki ramazan  şenliklerininin en cıvcıvlı, acısıyla tatlısıyla bir curcunanın sürüp  gittiği dönem…

Surdibindeki  bir kulübede, ilerde cambazlık yapması için  ip üstünde büyütülen bir yetimle, annesini türüne yönelik bir linç girişiminde yitirmiş maymun yavrusu arasındaki dokunaklı dostluğun çevresinde gelşiyor olaylar. İnanılmazlığı, abartısı, söylemiyle tam bir masal havası taşısa da dönemin yaşam koşullarını, kör inançlarını da alttan alta fısıldıyor metin. Örnekse; maymunların fuhuşa neden olduğu yolundaki fetvayla galeyana gelen ahalinin tropik ülkelerden zevk için getirilmiş zavallı hayvanlara karşı başlattığı kıyım… Daha birkaç gün önce yavruları gibi bağırlarına bastıkları maymunları acımasızca katletmelerine  tanıklık ederken insanoğlunun  akla ziyan hallerine bir kez daha şaşıyoruz. Bir yandan hayatlarının her alanında hurafelerle yol alanlar,  öte yanda kapalı kapılar ardında yaşananlar…

Herbiri farklı tuhaflıklara sahip çok sayıda karakterle tanışıyoruz roman boyunca. Handiyse akla yatkın tek bir kişinin yaşamadığı bir dünyada gibiyiz. Ancak gündelik hayatta bir tekine bile inanmayacağımız bu garip  insanlar anlatılan olaylarla o kadar bütünleşmiş ve uyumlu ki; düşünceleri de, eylemleri de son derece tanıdık ve normal geliyor. Bir kavanozun içinde düşünmeyi sürdüren beyinler, iki minare arasında gidip gelen cambazlar, öldüğü halde  yaşama dair taleplerde bulunmayı sürdüren genç kızlar vs… Hepsi bu romanın içinde kendine bir yer bulmuş.

Edebiyat sivil tarihtir der bir yazarımız. Bunca inanılmaz olayın arasına dönemin  gerçeklerini  de sıkıştırmayı başarmış İsmail Güzelsoy. Ve böylelikle asık suratlılığı ciddiyet sanan hiç bir tarihçinin, hiç bir tarih  kitabının veremeyeceği açıklıkta bir payitaht tablosu  çizmiş. Çamura bulanmış sokaklarıyla, aç köpekleriyle, iti kopuğu zamparalarıyla, zengini fakiri, falcısı, muskacısı, üfürükçüsü, simyacısıyla, kantocusu, tiyatrosuyla  hiç bir ayrıntısı ihmal edilmemiş, çok  zengin bir tablo bu. Klasikleşmiş  masallarımız kadar  güçlü  bir içeriğe ve dile sahip anlatı okurda son derece açık, net bir izlenim yaratıyor,  o dönemi birebir yaşamışçasına hissettiriyor.

İlk sayfalarda İhsan Oktay Anar’ınkine yakın bir anlatım zenginliği izlenimi edinmiştim ama ilerledikçe bu yorumun her iki yazara da haksızlık olacağını fark ettim. İsmail Güzelsoy – edebiyat dünyasında pek ortalıklarda görünmese de – mutlaka okunması, izlenmesi gereken özgün bir yazar.

Benim gibi masallarla büyümüş ve hala – neyse ki ve ne mutlu  ki- masalların  alıp götüren etkisinden kendini kurtaramamış, edebiyat dendiğinde aklına ilk Latin Amerika’nın  büyülü gerçekçi akımını yaratmış yazarlar gelen  okurlar için Gölge mutlaka okunması gereken bir edebiyat şöleni.

                                                                                                Zerrin Soysal

                                                                                                 Ocak 2017