Gazap Üzümleri - John SteinbeckKlasikleri okumanın sıkıcı olduğu düşünülür. Hatta bu konuda Mark Twain daha ileri gidip klasikler herkesin okumuş olmak istediği ama kimsenin okumak istemediği şeydir der. Ben bu konuda İtalo Calvino’nun görüşünün dikkate alınmasından yanayım. Klasikleri Niçin Okumalı kitabının girişinde klasiklerle ilgili şu tanımı yapar: Klasikler, haklarında asla okuyorum sözünü değil, genellikle yeniden okuyorum sözünü işittiğimiz kitaplardır. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı işte o soy kitaplardan biri. Çoğu okurun gözünü korkutan ve klasiklerden uzak durmasına neden olan geçmişte kalmış yaşantıları, efsanevi kahramanları da anlatmıyor üstelik.  Kitabın omurgasını oluşturan olay Yirminci Yüzyılın ilk yarısında, Amerika’da geçse de yakıcı bir biçimde güncelliğini koruyan,   vicdan ve merhamet sahibi herkesin içini titreten bir konu.

Amerika’nın doğusunda ortakçılık yaparak geçimini sağlayan ailelerin traktörün gelişiyle doğup büyüdükleri toprakları terk etmek; daha verimli, iş sahalarının daha geniş olduğu duyumunu aldıkları batıya, California’ya göç etmek zorunda kalışlarının öyküsü. Ana baba, iki yetişkin oğul, gebe kız ve kocası, büyükanne, büyükbaba ve iki küçük çocuktan oluşan kafile binlerce kilometrelik yolu tüm varlıklarını satarak edindikleri külüstür bir kamyonla aşmak zorundadırlar. Yol çetin ve tehlikeli ayrıca fırsat düşkünü tüccarlar, soyguncularla doludur. Epeyce zaman alacak ve ellerindeki tüm parayı harcamak zorunda kalacakları yolculukta ailenin epeyce kayıp vermesi kaçınılmazdır ancak öngörülemeyen  başka risklerle de karşılaşırlar.

Steinbeck’i tanıyan okurlar onun her zaman küçük insanları, ezilenleri anlattığını bilirler. Kendisi de aralarında yaşamış ve onların hikayelerinden ölümsüz kahramanlar yaratmayı başarmıştır.

Burada sevgili yazarımız Orhan Pamuk’un kulaklarını çınlatmadan geçemeyeceğim. Son romanı Kafamda Bir Tuhaflık’ta sıradan birinin, bir bozacının hayatını konu ettiğini söylerken artık büyük olayların, büyük kahramanlıkların anlatılma zamanının geçtiğini dile getirmiş, Nobel ödülünün şaşasından geçici körlük yaşayan bazı okurlar da bu açıklamayı büyük bir insanın ağzından dökülmüş bir keşif, çığır açan bir öngörü gibi algılamışlardı.

Fareler ve İnsanlar’ın Lennie’si ne kadar halktan biriyse Gazap Üzümlerine konu olan aile de o kadar sıradandır. Kitabı okudukça bütün ailenin yan sokakta oturduklarını, bakkalda, manavda karşılaşıp selamlaştığınız birileri kadar aşina olduklarını düşünürsünüz.

Başlarına gelenler de aynı oranda tanıdıktır. Küçük dozlarda, alıştırarak verildiği için hissedilemeyen zehir gibi küçük küçük gelir felaketler. Bir mucizenin desteğiyle ilerleyen kamyonun stop ettiği her yerde, her konakladıklarında azar azar kemirilip eksilirler. Romanın sonlarında yaşanan yağmur dışında büyük facialar, doğal felaketler söz konusu değildir. Anlatılanların tümü, insan zekasının kurguladığı ve kendi eliyle yarattığı bir yıkımın eseridir.

Kimseyi kayırmadan, yargılamadan daha fazla kazanma güdüsünün tüm insanlığa maliyetini adeta bir manifesto gibi göz önüne serer John Steinbeck bu romanda. Küçük küçük hesapların kartopunun yuvarlanarak çığa dönüşmesi gibi büyüyerek bir insanlık felaketine yol açışının destanını yazar.

Sözü uzatmayayım. Gazap üzümleri 1939 yılında yazılmasına karşın her çağda, her dönemde okunması gereken; insanoğlunun kendi eliyle yarattığı koşullar yüzünden kendi türünü yok etmenin eşiğine geldiği günümüzde özellikle okunup, incelenip üstünde uzun uzun düşünülmesi gereken bir roman.

Muhtemel okurlar için özel not: Piyasada çok farklı kişilerin çevirileri var. Dile ve çevirmeni belirtilmeyen korsan baskılara dikkat!

Yazan: Zerrin Soysal

(“Gazap Üzümleri” – John Steinbeck; Can Yayınları, 1983 baskısı)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page