Brooklyn Çılgınlıkları            Çağdaş amerikan edebiyatının bu büyük ustasını daha önce hiç okumadıysanız bu roman başlamak için çok iyi bir seçenek. Soluk soluğa okunan bir kitap tanımı genellikle edebi değeri tartışılan çok satarlar için kullanılır; ancak bu roman soluk soluğa okunan çok iyi bir roman. Yazarın bütün kitaplarında sergilediği hayranlık verici kurgulama başarısı  yüzünden elinizden bırakamıyorsunuz.

            Çok etkileyici bir cümleyle,  ölmek için sakin bir yer arıyordum diyerek başlıyor söze Auster. Ve benzer güzellikte cümlelerle sürdürüyor hikayesini. Kitabın kahramanı altmış yaşında (yazarla aynı yaşta) akciğer kanseri tedavisi gördüğü için sayılı günleri kaldığını düşünen yaşam sigortası satıcısı Nathan Glass. Berbat evliliğinden o ilişkinin  meyvesi tek kızının nefretini kazanma pahasına kurtulmuştur. Gelip yerleştiği Brooklyn’deki sayılı günlerini tamamlamak için kendine bulduğu oyun da geçmişinde yaptığı her gafı, her dil sürçmesini, mahçup oluşlarını hikâye edip biriktirmek ve İnsan Çılgınlıklarının Kitabı adıyla  yayınlamaktır.

            İlk sayfalarda anlatılanlardan, geçmişiyle hesaplaşan yaşlı bir adamın sakin hikayesini okuyacağımızı sanıp oturduğumuz yerde bacaklarımızı altımıza toplarken, Auster hemen her kitabında yaptığı sürprizle bizi neredeyse bir polisiyeye yakışır olaylar dizisiyle karşılaştırıverir. Önce yıllardır görmediği ve geçmişteki büyük başarıları nedeniyle bir üniversitede parlak bir kariyer yapmakta olduğunu düşündüğü yeğeni Tom tipik bir kaybeden olarak karşımıza çıkar. O zeka küpü yeğen eski kitaplar satan bir dükkanda tezgahtarlık yapan  şişman ve yalnız biridir artık. Ardından Tom’un patronunu tanırız. Harry Brightman  yaşamından birkaç roman çıkacak kadar renkli bir kişiliktir. Nathan’ın her gün yemek yediği restoranda çalışan garson kız, kocası, çocuklarını her sabah aynı saatte servise bindiren Nancy, annesi Joyce, Tom’un kızkardeşi Aurora ve daha bir çok kahraman sırası geldikçe romana tüm canlılıklarıyla girerler. Kitaptaki rollerinin ağırlığına göre birkaç cümleyle ya da uzun uzun anlatılan bütün karakterler öylesine başarıyla sunulurlar ki 276 sayfalık romanın bir paragrafında sözü edilen birine bile gözümüzle görmüş gibi aşina oluruz. Örnekse garson kızın kıskançlık kavgası çıkaran kocası kısaca anlatılır ama belleğimize yakından tanıdığımız biri gibi yerleşir.

            Öylesine yazılıvermiş gibi görünen birkaç satırla o günlerin politik karmaşası da okura hissettirilir. Onca kahramana, kitabın başından sonuna kadar tanık olduğumuz onca aşka, başlayıp biten ilişkilere karşın romanın asıl kişisi Newyork’un en kozmopolit kimliğe sahip mahallesi Brooklyn’dir. Mahallenin kendine has yaşam tarzını, oradan uzakta geçen bölümlerde bile canlı bir varlık gibi nefes alışlarını izleriz. Birbirine taban tabana zıt yaşamları bir araya getiren, insan olma hallerinin hepsine tanık ve kabullenen bir mahalledir Brooklyn.

Buraya kadar anlattıklarımdan tahmin edileceği gibi ölmek için sakin bir yer arayan kahramanımız kendini hiç hesapta olmayan maceraların içinde bulur ve dibe vurduktan sonra  yükselmeye geçen her canlı gibi kendine yepyeni canlı bir yaşam kurar. Hatta artık elinde sınırsız biyografiler olarak isimlendirdiği uzun vadeli bir projesi bile vardır.

            Günümüzün Amerikan tipi yaşamıyla kitap boyunca alttan alta dalgasını geçen yazar çağdaş insanın bütün hastalıklarını bir tek kitabın çatısı altında ustaca toparlayıp önümüze koyuyor. Yürümeyen ilişkiler, rasyonellikten uzak yaşamlarında tutunacak dal bulamayanları yakalayan saçma sapan inanışlar, bağımlılıklar, kalabalık içinde yalnızlıklar, ihanetler, dolandırıcılıklar ve yaşamın ölümle bitmeyen dansı…

            Giriş cümlesiyle kıyaslanacak çok sayıda güzel söz içeren romanın beni en çok çeken bir başka cümlesi de sondan bir önceki sayfada yer alıyor: İnsan kitapların gücünü hiç azımsamamalı. Bir roman güzel cümleler toplamı değildir elbette ancak yazarının özgün üslubunu çok iyi yansıtan BROOKLYN ÇILGINLIKLARI buna benzer parlak örneklerle dolu.

Sizi gündelik yaşamın sıradanlıklarından uzaklaştıracak iyi bir edebiyat örneği okumak istiyorsanız bu roman çok iyi bir seçenek; ancak daha derinliklere dalmak, insanın içine yolculuk etmek istiyorsanız aynı yazarın Ay Sarayı isimli romanını öneririm.

Yazan: Zerrin Soysal

 

(“Brooklyn Çılgınlıkları” – Paul Auster; Can, 2007, 2. baskı)