Samuel Beckett'e Göre Arıcılık - Martin PageYeni çıkan kitapları genelde iyi takip ederim. Ama bu kitap tamamen gözümden kaçmış. Ben Yazarsam Olur’un tavsiyesi üzerine okudum.

Kitabın başlığı, içeriği kadar ilginç. Evet, “Samuel Beckett’a Göre Arıcılık” biraz garip, biraz fantastik bir anlatı olarak, gerçekle hayâl gücünün birleştiği o ince çizgide kendini konumlandırıyor.

Kitabın konusu, genç bir antropoloğun 28 Haziran ile 19 Ekim arasında tuttuğu bir günlükte yazdıklarından oluşuyor. Yılını bilmiyoruz. Kitabın önsözüne göre, gerçekten de böyle bir günlük bulunmuş, hatta Samuel Beckett’in imzası altında günlük zamanında arşivlenmiş. Günlük tesadüfen yakın bir geçmişte su yüzüne çıkıyor.

Önsöz yazarı kitabın “kurmaca bir eser olarak” okunması gerektiğini imâ ediyor. Kitabı okurken, her ne kadar aktarılanlar inanılmaz gelse de, hayâl ürünü bir eserle karşı karşıya kaldığım izlenimini edinmedim. Ama doğrusu bu, çok da önemli değil.

Günlüğün yazarı, Samuel Beckett’in kişisel arşivini düzene sokmak –veya düzensizliğe sokmak için- bir dönem ünlü yazarın yanında ücretli olarak hizmet etmiş genç bir antropolog. Hikâye, Samuel Beckett’in “arşiv imalatı” ile başlıyor: Yazar’a göre esas olan yazılandır, yaratıcısı değil. Bu sebeple, araştırmacılar için biyografik izleklerini dilediği gibi, ve yanıltmak amacıyla, inşa ediyor. Araştırmacılara miras olarak bırakılacak anılar, bilinçli bir şekilde Samuel Beckett ve yardımcısı genç antropolog tarafından organize (veya manipüle) ediliyor. “Benim hayatımı incelemek, kendi hayatında olup biteni ve benim kitaplarımın koymaya çalıştığı şeyi görmemenin bir yolu” diyor Beckett (s.20) ve devam ediyor “Akademisyenler bütün bu sahte bilgiler sayesinde eserlerimi daha iyi anlayacaklar” (s.24).

Sahte arşiv toplama serüveni, bir yazarın takıntılı halde eserlerindeki anlamı belirginleştirme çabasının eksantrik bir dışavurumu. Eserlerinden çok, biyografisine yoğunlaşmak isteyenleri bilinçli bir şekilde yoldan saptırıyor. Antropolog bu garip amacın gerçekleşmesine yardımcı olsa da, kendi düşüncelerini ve eleştirisel bakışını günlükte paylaşmayı ihmal etmiyor. Antropolog, zaman zaman deli olarak tanımlanabilecek bir adamın yanındaki tek gerçeklik aracı olarak çıkıyor karşımıza.

Sahte arşiv toplama ve derleme işi biter bitmez, İsveçli oyuncu ve sahne yönetmeni Jan Jonson’un Samuel Beckett’i arayarak “Godot’yu Beklerken” tiyatro oyununu “farklı” bir biçimde sahneleme isteği hikâyeye yeni bir ivme kazandırıyor. Jonson, oyuncuları mahkûmlardan seçmek ve sahneyi bir hapishanede kurmak istemektedir. Bu süreçte Samuel Beckett’in konuya yaklaşımını, eleştirilerini ve çoğunlukla karamsar olan bakış açısını paylaşıyor yazar bizimle.

Godot’yu Beklerken” tiyatro oyununun olağanın dışında bir şekilde sahnelenmesi anlatısının dışında, günlükte Samuel Beckett’in yetiştirdiği arılardan da bahsediyor. Yazar, Paris’teki dairesinin çatı katında arı kovanları bulundurmaktadır. “Olağanüstü şeylerin mümkün olduğunu kendime hatırlatmak için arılara ihtiyacım var” diyor ünlü yazar. Çünkü “Arıların düzeyine erişmeliyiz. Simyacı olup kendi balımızı yapmalıyız” (s. 38).

Sahte arşiv düzenleme ve arılara duyduğu tutku, Samuel Beckett’in tek tuhaf özellikleri değil. Antropolog-yazar, Beckett’in gerçek kişiliğinden ne kadar farklı bir dış görüntü yaratma konusundaki takıntılı tavırlarını da aktarıyor: ““Yazar Samuel Beckett”in klişe görüntüsünü imal ediyordu. Sistemle bir tür oyun oynamaktı bu” (s. 39). Beckett’in “Geleneksel kore kıyafetleri içinde dolanmayı sevdiği, egzotik şapka ve inci kolye koleksiyonu” (s.44) yaptığı ve süpermarket raflarında sergilenen ürünlere ölmüş yazarların isimlerini yazdığı (s.60), günlükte Beckett’e atfedilen şaşırtıcı tespitlerden bazıları. Madem “Her sanatçı rehin alınmış biridir” (s.45), ünlü yazar kendi elleriyle rehin vermek istediği Samuel Beckett’i itinayla yaratıp, gerçek kimliğini gizlemek için sanatını bir zırh olarak kullanıyor. İlerleyen sayfalarda, Godot’nun diğer eserlerini gölgede bırakması ve Samuel Beckett’in bu konu ile ilgili düşüncelerini de paylaşıyor yazar-antropolog.

19 Ekim, günlükteki son tarih. Samuel Beckett ile genç antropolog bir daha hiç görüşmüyorlar. Ancak yazarın son cümlelerinden anladığımız kadarıyla, bu olağanın dışındaki karşılaşma, genç antropoloğun yazın hayatında bir dönüm noktası oluyor.

Özgün kurmacaları, otobiyografileri ve sanat üzerine feslefî değerlendirmeleri sevenlere “Samuel Beckett’’a Göre Arıcılık” kitabını tavsiye ederim. Ben, bu değişik kitabı ilgiyle okudum.

Kitapla ilgili farklı yorumlar okumak isterseniz:

http://www.benyazarsamolur.com/samuel-becketta-gore-aricilik-martin-page/

http://kulturservisi.com/p/samuel-becketti-kurgulamak-

“Samuel Beckett’a Göre Arıcılık”, Martin Page (Sel Yayıncılık, 1. Baskı, Ekim 2015)

2 Ağustos 2016