O Vakıt Son Mimoza - Cemil KavukçuCemil Kavukçu sevdiğim bir öykücü. Tertemiz yazıyor. Ağdasız, fazlalık ve eksik olmadan. Tam kararında. Bir yazarın eserlerindeki kendini tekrar eden temaları da seviyorum. Cemil Kavukçu özelinde bu temalar deniz, yalnızlık, sarhoşluk ve meyhaneler.

Cemil Kavukçu’nun son kitabı “O Vakıt Son Mimoza”da yine hepsi var.

Hikâye Mimoza meyhanesinde başlıyor. Bu meyhaneyi, Cemil Kavukçu’nun 2007 yılında yayınlanan “Mimoza’da Elli Gram” kitabından tanıyoruz. Hayâli arkadaşları ile konuşan bankacı Sabri Bey de, tıpkı başkahraman ressam ve şair Rasim gibi, meyhanenin müdavimlerinden. “Yalnızlığını böyle giderdiğini düşünüyordum. Sonunda herkes kendince bir yol buluyordu (…)” (s.15) diyor Rasim, Sabri Bey’le birlikte içerken. “En yalnız insanlar mı toplaşıyordu burada, yoksa herkes kadar yalnız olan ama bunun farkına varanlar mı?” (s. 55). Peçetelere çizdiği suretlerin karşılığında elli gram rakı bekleyen Rasim’in hikâyesine sürüklenerek dalıyoruz. Doktor, “içmeye devam ederse ölür” dediği için, Rasim’in karısı Şerife, İkizce köyünde bir ev inşa ettiriyor. Rasim de bu illetten kurtulmak istiyor. Ama tüm bağımlıların tekrar tekrar “düşmeleri” gibi, Rasim de sürekli Mimoza’ya düşüyor.

Mimoza’daki diğer müdavimler farklı durumda değiller. Bir “elli gramlık” veya iki bira karşılığında, her şeyi yapabilecek insanlardan oluşuyor meyhane. Müdavimleri için “aile” diyebilecekleri tek yer aslında burası: “Meyhane açılır, bir dünya yaşanır. Sonra kapanır, meyhanedekiler öksüz kalır” (s. 56).

Kitabın ilerleyen sayfalarında Cemil Kavukçu, okuru yıllar sonraya götürüyor. Rasim hastanede ölüm döşeğindedir. Vücudu balon gibi şişmiş, karaciğeri iflas etmiştir. Eski arkadaşları –Mimoza’dakiler değil- kendisini ziyaret ettiğinde, gizemli birinin, artık yürüyemeyecek halde olan Rasim’e her gün düzenli içki gönderdiğini öğrenirler. Sonradan kimliği ifşa olacak gizemli kişiye göre Rasim, zaten ölüdür. Çünkü “Düşmekte olan bir kelebeği tutarsan düşmesin diye, ezersin” (s. 55). Son günlerini sevdiği şeyleri yaparak geçirmesi en doğal hakkıdır.

Bir başka zaman atlamasından sonra hikâye, Rasim’in karısı Şerife ve oğlu Erhan’ın hayatlarından birer kesitle devam ediyor. Ve burada, yazar bambaşka bir dünyaya götürüyor okuru: içinde Rasim, ünlü kişiler, ve hatta Cemil Kavukçu’nun olduğu (!) rüya anlatımlarında buluyoruz kendimizi. Her şey öyle flulaşıyor ki, hikâyenin başındaki dokunaklı Mimoza meyhanesi gerçek miydi, rüya mı, belirsizleşiyor. Bu hissi vermesi açısından bu biçim ve içerik farklılığı oldukça yaratıcı ancak hikâyenin sonundaki birbirinden bağımsız öyküler (kimi birer sayfa uzunluğunda), yazarın bir sayıklaması gibi geliyor okura. Cemil Kavukçu, baştan beri her şeyin hayâl olduğu tereddütünü yaratmak için böyle bir yaratıcı yönteme başvurmuş ama bu şekilde hikâyenin başı ve sonu arasında olabilecek tüm bağları en aza indirmiş. Baştaki hikâye biraz havada kalmış. Fantastik metinleri kendisinden okumaya alışık olmadığımız Cemil Kavukçu’nun cesaretli bir denemesi olarak gördüm bu yol değişimini.

Kitap 95 sayfa, bir günde çabucak okunuyor. Kapağında ve içinde Melih Kavukçu’nun çok güzel kara kalem resimleri var. Can Yayınları eseri “Öykü” kategorisinde yayınlamış ancak bence “Roman” demek daha doğru olurdu. Zira “O Vakıt Son Mimoza”, birçok bölümden oluşan tek bir hikâye olarak karşımıza çıkıyor.

5 Nisan 2016

Kitapla ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz, aşağıdaki linklere bakabilirsiniz:

http://www.neokuyorum.org/zaman-mekan-ve-insanin-dongusu-o-vakit-son-mimoza/

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/dostumsun-sen-431046

 “O Vakıt Son Mimoza”, Cemil Kavukçu (Can Yayınları, Aralık 2015, 1. Baskı).

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page