Mecnun Kelebekler - Sibel K. Türker“Mecnun Kelebekler”, Sibel K. Türker’in okumaya doyamadığım romanı. Daha önce “Hayatı Sevme Hastalığı”nı okumuştum ve çok sevmiştim. “Mecnun Kelebekler”i katbekat beğendiğimi söyleyebilirim.

Sibel K. Türker “Mecnun Kelebekler”de, hayatları birbiri ile kesişen birçok kahramanı ele alıyor. Öncelikle, âmâ Ferhat çıkıyor karşımıza, kuzeni Cemal’in kolunda. Cemal’in anlatımları sayesinde hiç görmediği bir dünyayı keşfediyor. Cemal dışarıdaki dünyayı güzelleştirmiş, adetâ kendi gönül acısını silmek istercesine içine aşk ve kavuşma hikâyeleri serpiştirmiştir. Daha sonra, büfesini sadeleştirme gayesinde olan İsmet’le karşılaşıyoruz. Karısı Filiz’den yeni ayrılmış, kapitalist düzene karşı cebindeki akreple savaşmayı adetâ varoluşcu bir ilke edinmiş İsmet… Ailesinden ayrıldığından beri bir eve yerleşmemiş, gecesini gündüzünü mütevazı büfesinde, devrim hayâlleri kurarak geçirmektedir. Terkedilen eş Filiz ise, gündelikçi olarak çalışmaktadır. Yalnız olmayı kabullenemeyen, hayattan kendini tamamen soyutlamış nevrotik bir kadın Filiz. Kendi teşhisiyle “çok düşünme hastalığı”dan muzdarip… İsmet ve Filiz’in kızları Nilay, bir süpermarkette kasiyerlik yapan, annesinin depresiyonu ile babasının cimriliği arasında sıkışmış, sınırları çok önceden çizilmiş bir dünyada kişiliğini var etmeye çalışan genç bir kadın. Romanın en renkli karakteri şüphesiz Ferhat’ın zenci annesi, dul Vedia. Âmâ oğlu Ferhat ile bir süredir evlerinde kalan Cemal’le aynı çatı altında, eşe dosta fal bakarak ve sözde büyü yaparak yaşamını kazanmaktadır. Bir yandan Tanrı inancını yitirmiş, diğer yandan “ya varsa?” diyerek pişmanlık ve korku içinde kıvranmaktadır Vedia.

Tüm bu karakterlerin arasında bir de Reis var. Reis, Cumhur’un reisi. Ruhsal dengesi bozuk bir ülke yöneticisi. Şüphesiz, romandaki tarifler ve göndermeler bilindik kişiyi işaret ediyor. Köşkünün arka kapısından çıkıp, ara ara tedbil-î kıyafet halkın arasında dolaşan bu diktatör, sokaktaki insanları gözlemleyerek kendi “tespitler listesini” güncelliyor. İnce sesinden tanınmak istemediği için kimseyle konuşmuyor. Gizli gezintilerinden birinde, âmâ olduğunu zannettiği –ancak sonradan Vedia olduğunu anladığımız- bir kadından delicesine etkileniyor. Türkiye’nin yüzü olabilecek kadar anlamlı bulduğu bu kadının aklında kalan suretinden esinlenerek, bir büst yapılmasını emrediyor.

Tıpkı “Hayatı Sevme Hastalığı”nda olduğu gibi, “Mecnun Kelebekler”deki esas kahramanlar kadın. İsmet, Ferhat, Cemal ve Reis, ikincil karakterler olarak kurgulanmış. Hepsinin hayatları iç içe anlam kazanıyor, ve bir şekilde hepsi bir diğeri var olduğu sürece hayatta kalabiliyor. Sibel K. Türker’in kurguladığı karakterlerin ortak bir özelliği daha var: Tümü “alt sınıf”a ait insanlar.

Yazarın bana göre özgünlüğü, tüm karakterleri noksanlık ortak paydasında buluşturmuş olmasından kaynaklanıyor. Sibel K. Türker, Ferhat’ın görme, Vedia’nın inanç, Filiz’in güven, Nilay’ın sevgi ve Reis’in rasyonalite noksanlıkları etrafında, hayatın kıyısına itilmiş bu alt sınıf karakterleri yalın ve sürükleyici bir dille anlatmış.

Romanda Reis ile ilgili bölümleri –ki bunlar oldukça az sayıda- önce yadırgadım. Çok güzel bir kurguyu güncel bir vakayla sulandırmaya gerek var mıydı, bilemiyorum. Şüphesiz Gezi direnişi birçok çağdaş yazara ilham kaynağı olmuştur. Zaman zaman yapay veya zorlama bir Gezici direniş edebiyatı ile de karşılaşabiliyoruz. Sibel K. Türker’in Reis anlatımında bir ilham veya özentiden çok, gülünç ve abartılı tasvirlerle -tabir yerindeyse- inceden inceye bir “intikam alma” duygusu hissettim. Mâlum şahsiyeti tereddütsüz işaret ederek, yazar, zorbalık karşısındaki duruşunu  vurgulamak istemiş. Nedenini bilmiyoruz, bilmemiz de gerekmez zaten. Sibel K. Türker, her akıl ve vicdan sahibi insan gibi içindeki isyanı harika bir dille ustaca anlatmayı başarmış. Okura da, zekâ ve edebiyatın zorbalığa karşı zaferini yazarla birlikte sahiplenme hazzını vermiş.

“Mecnun Kelebekler”deki karakterler aslında yukarıda yazdıklarımla sınırlı değil. Daha birçok yan karakter var. Filiz’in temizliğe gittiği evlerdeki yaşantıları da kurguya katmış Sibel K. Türker. Onlar da elbette birer alt sınıf mahkumû. Örneğin, Yolcu Baba’nın yatırından Bitaraf Baba’nın yatırına terfi eden, hiç evlenmemiş üç yaşlı kadının hikâyesi, veya kadın ticaretinde saygıdeğer bir yer edinmiş MafyaAna’nın hikâyesi, tadına doyulmayan bir mizahla çıkıyor karşımıza.

Sibel K. Türker kurguladığı kaotik günümüz Türkiye’sini, tüm kitabı özetleyebilecek bu cümlede anlatmış olabilir mi?: “Kıyamet dediğin, olsa olsa çok kalabalık bir pazar yeri gibidir.” (s.40)

Uzun süredir nitelikli ve doyurucu bir roman okumamıştım. “Mecnun Kelebekler” edebiyat severler için adetâ çölde bir vaha.

1.3.2016

Kitap ile ilgili başka yorumlar okumak isterseniz, aşağıdakilere göz atabilirsiniz:

http://t24.com.tr/k24/yazi/hayat-bitti-oyun-devam-ediyor,459

http://www.notosoloji.com/sibel-k-turker-her-roman-bir-vazgecisler-toplamidir-bende/

 http://www.birazoku.com/mecnun-kelebekler-sibel-k-turker

“Mecnun Kelebekler”, Sibel K. Türker (Can Yayınları, 1. Basım, Ekim 2015).