Kybele'nin Vârisleri - Fatma Türkdoğan

Fatma Türkdoğan emekli bir öğretmen. 2013’te düzenlenen 1. YAZAK Öykü Yarışması’nda “Kesişen Yollar” adlı öyküsüyle birincilik ödülüne layık görülmüş.

“Kybele’nin Vârisleri” yazarın ilk ve şimdilik tek öykü kitabı.

Fatma Türkdoğan, kaleme aldığı tüm öykülerde aynı temayı takip ederek, hoş bir bütünlük yakalamış. Başlığından da anlaşılacağı üzere doğum ve bereket tanrıçası Kibele’nin Anadolu topraklarındaki izdüşümlerinin peşine düşüyor Türkdoğan. Öykülerdeki tüm kahramanlar kadın. Hemen hemen hepsi, kaderlerine karşı direnen veya direnemeyip kaybetmeye mahkûm olan kadınlar. Kibele, bazen yaşlı bir hayat kadını, bazen kocasını son görüş gününde hapishanede ziyaret etmeye hazırlanan, kimi zaman namusuna göz diken kayınpederini öldüren, kimi zamansa bir paparazi ünlüsüne dönüştüğünü hayâl eden bir çöp toplayıcısı olarak çıkıyor karşımıza. Kibele’nin binbir yüzünü, binbir rengini muhteşem bir şekilde okurla paylaşıyor Fatma Türkdoğan.

Bir kadın kitabı olarak, ve farklı sosyo-kültürel katmanlardaki kadınların hikâyelerini ele aldığı için, “Kybele’nin Vârisleri”’ni çok sevdim. Fatma Türkdoğan, hayâl gücü geniş bir yazar. Seçtiği konuların farklılığı dikkat çekici. Ayrıca, geçmiş zamanda geçen hikâyelerini, güncel zaman hikâyeleri kadar inandırıcı bir dille aktarıyor okura. Yazar sanki zamanın herhangi bir anında gerçekleşen herhangi bir hikâyeyi büyük bir ustalıkla aktarabilirmiş intibası uyandırıyor. Her konuda çağlayarak akabilecek bir mürekebbi var Türkdoğan’ın.

“Kybele’nin Vârisleri” ile ilgili birkaç eleştirim olacak.

Öncelikle, birçok öyküde betimlemeler çok fazla. Fatma Türkdoğan, şüphesiz son derece şiirsel bir dil kullanıyor. Ancak peş peşe gelen benzetmeler ve betimlemeler, çoğu yerde metni gereğinden fazla ağırlaştırmış. Aşağıdaki örnekte görüleceği üzere, aynı cümle içinde iki kez kullanılan “gibi” sözcüğü metni hantallaştırmış:

Bataklıkta altın bulmuş gibi parlayan bakışların tesirinden güçlükle kurtulan Elâ, suçüstü yakalanmış gibi başını öne eğdi.” (s. 42)

Bir başka örnek, aşağıdaki gibi upuzun bir cümle:

Feryatları duyulmayan, ahvalleri bilinmeyen mekân sahiplerinin asuda yaşantılarına ortaklık edecek en yeni komşusu olacak genç; flu tüller gerisindeki sevdiklerinin siyah gözlüklerle perdeledikleri nemli gözlerini, ıstırapla dudak ısırışlarını, kehribar sarısı yüzleriyle metanetli duruşlarını başkasının gözüyle görmüşcesine sükûnetle gözlüyordu.” (s. 117)

Yazarın edebî donanımının zengin olduğu aşikâr, ancak bunu kısa, dolambaçsız ve yalın cümlelerle çok daha iyi yansıtabilirmiş. Bir okur olarak dileğim, Fatma Türkdoğan’ın kullandığı dili basitleştirmesi yönünde olacak.

İkinci bir eleştirim kitabın başlığı ile ilgili. Başlıkla ilgili “vâris” sözcüğü, kitabın içeriği ışığında son derece anlamlı olmasına rağmen, bence çok talihsiz bir seçim olmuş. Zira kapağın üzerindeki başlıkta “vâris” şapkasız “a” ile yazıldığından, başta doğrudan bir mizahi eserle karşı karşıya olduğumu düşündüm. Yani, kitabı elime aldığımda, analık simgesi Kibele’nin mor damarlı şişmiş bacaklarına varis çoraplarını geçirdiğini hayâl ettim! Neyse ki kitabın içindeki tüm yazımlar “vâris” şeklinde olduğu için, gerçek, kitabın künyesinden ve arka kapağın yazı kısmından anlaşılıyor. Yazardan ziyade, yayınevinden kaynaklanan vahim bir özensizlik olduğunu düşünüyorum. Fatma Türkdoğan’ın yalınlaştırılmış bir dille yazacağı öyküleri okumak için sabırsızlanıyorum.

“Kybele’nin Vârisleri” – Fatma Türkdoğan; (Ferfır Yayınları, Nisan 2015 Baskısı) 

28.12.2015

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page