Kör Pencerede Uyuyan - B. Nihan ErenCevdet Kudret Edebiyat Ödülü, ülkemizin şüphesiz en prestijli edebiyat ödüllerinden biri. “Kör Pencerede Uyuyan” adlı eseriyle bu yılki ödüle B. Nihan Eren layık görüldü.

Nihan Eren’i daha önce okumamıştım. Üretken bir yazar değil. Şimdiye kadar, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Yavaş” adlı tek bir öykü kitabı olmuş, o da 2008 tarihli. “Kör Pencerede Uyuyan” ise 2015 tarihli. Sık aralıklarla yazmaması, yazdıklarını ince bir titizlik eleğinden geçirdiği içindir belki.

“Kör Pencerede Uyuyan”, yirmi öyküden oluşuyor. Yazar, kitabı “Gece” ve “Gün” olarak iki bölüme ayırmış. İlk bölüm “Gece”, aynı apartmanda ve karşılıklı oturan komşuların güncel hayatlarını mercek altına alıyor. Tüm öyküler aslında birbirlerine bağlı. Bir evin içinde olanları anlatırken, kahramanların komşu evlerde oturanlarla ilgili düşüncelerini de öğreniyoruz. Okur, bir nevi sırdaş oluyor. “Dışarıdan görünen” ile “aslolan”ın arasındaki uçuruma tanıklık ediyor. Ve biliyoruz ki hiçbir ilişki, hiçbir hayat, dışarıdan göründüğü kadar iyi, dışarıdan göründüğü kadar kötü değildir. Çoğu zaman, bu hayatların çok daha kötü olduğunu paylaşıyor bizimle B. Nihan Eren. Tahminimizden öte bir kötülüğün hayatın gündelik çarkına nasıl da sinsice sızdığını anlıyoruz. Öyle ki, kötülük, yalan, terk edilme, aldatılma ve hayâl kırıklığı, “iyi geceler” demek kadar olağanlaşıyor. Belki de yeryüzündeki her ev, aynı duygularla dolup taşıyordur.

Nihan Eren’in kurgusundaki bir başka incelik, “Gece”’deki tüm öykü kahramanlarının vahim bir olaya tanıklık etmelerinde, veya edecek olmalarında yatıyor: bir cinayet. Tahsin Bey bir gece evine dönmez. Komşulardan biri yağmurun altında sereserpe uzanan cesedini görmüştür, diğeri bir silah sesi işitmiştir. Hayat, herkes için eskiye dönüşü olmayan bir şekilde, devşirilmektedir.

Karşı apartmanda oturan Ilgaz, Tahir’in cesedini bulan kişidir. Tahir, karısı erken ölmüş ve kızı Melike’yi tek başına büyütmek zorunda kalmış bir adam. Melike, sabah çayını ocağa koyduğunda babasının neden halâ eve dönmediğini düşünür. Babası onu, bir hastanenin acil servisinin gece hemşiresi olduğunu sanır. Oysa Melike’nin bambaşka bir hayatı ve ağır bir sırrı vardır. Bir başka dairede oturan Seher bir el ateş edildiğini duyar gibi olur. Yüzüne yüzüne inen kocasının yumrukları arasında işittiği budur. Ama olsun varsın; büyüdüğünde, oğlu kurtaracaktır onu. Mutlaka buralardan gideceklerdir. Zeynep, apartmana yeni taşınan bir öğretmen. Mahalleye geldikten bir süre sonra ona “Meryemana” diye isim takmışlar. Kocası tarafından karnı burnunda terk edilmiştir Zeynep/Meryemana. Ne uğruna? Sergüzeşt özlemindeki bir ruhun yazarlık hevesi uğruna. Ekrem ise hiçbir şey duymamıştır zira yaşlı kulakları, sadece bangır bangır yankılanan televizyonun sesini işitmektedir. Ancak televizyonun sesi, sevgisiz büyüttüğü ve kendini toplum hizmetine adamış oğlunun, sağ-sol kavgasında öldürülmesinden sonraki pişmanlık sesini bir türlü bastıramaz. Ve son olarak, genç Şerife ile yaşlı Şerife’nin evlerinde yankılanmıştır bir silahın sesi. Aklı iyice gitmiş babaanne Şerife’yi, bu büyük şehirde genç kızın namusunu korusun diye, torun Şerife’nin başına dikmişlerdir. Bazı haksızlıklar hep olur.

“Gün” adlı ikinci bölümü oluşturan öyküler ise, adından anlaşılabileceği üzere, hava aydınlıkken gerçekleşen olayları konu alıyor. Öykülerdeki tüm kahramanlar bir yaz gününde plajda karşımıza çıkyor. Okurun ruhunu okşaması beklenen bu ortamın tersine, kahramanların yine karanlık tarafları B. Nihan Eren’in merceğinde. Her birinin içindeki geceyi ustalıkla paylaşıyor yazar ve her öyküye, içeriği ile absürt denecek kadar, ancak bir o kadar da yerinde, plaj aksesuarlarının isimlerini veriyor: şapka, krem, hasır, terlik, top….

Tıpkı “Gece” bölümünde olduğu gibi, B. Nihan Eren “Gün”’deki tüm öyküleri tek bir olay etrafında örmüş: Birdenbire bozulan havayla insanların canhıraç kumsalda koşuşturduğu, siren seslerinin gökyüzünü yardığı, denizdekilerin panikle karaya doğru yüzdüğü bir sahne. Açığa doğru alttan alttan sürükleyen dalgalardan kaçabilmiştir herkes…. bir çocuk hariç. Çocuğun üstünü deniz örtmüştür. Bu, kimin çocuğudur? Kocası tarafından terk edilen ve iki oğluyla birlikte, önüne çıkan her erkeği çiğneye çiğneye yercesine tüketen, geçmekte olan yaşına rağmen kibirle gençliğe tutunan kadının oğludur dalgaların arasındaki. Denizin birdenbire kabarmasına yeni evli bir çift de tanık olmuştur, genç erkeğin çiçeği burnunda kendi esaretine tanık olduğu gibi. Oysa karısı, ters akıntılı bir mutluluk içindedir. Birbirlerinden intikam alırcasına yaşayan kadın ve bunak annesi de duymuşlardır siren seslerini, yan şezlongdan her türlü özleme uzanan yaşlı ve dul kaptan gibi. Bir kadına aşık olduğunu kocasına itiraf etmek üzereyken başına neler geldiğini tekrar hatırlayan o yaşlı kadın da izlemiştir insanların sahilde koşuşturmasını.

Nihan Eren, edebiyatın nitelikli sularında yüzen genç bir yazar. Kendi deyimiyle “hayatları içe doğru kıvrılan insanların hikâyelerini” anlatıyor. Öyküler hep karamsar, ama bir o kadar da hayatın gerçeliğine dair. Bazı okurlar için, kullanılan dil abartılı derecede şiirsel veya ağır gelebilir, zira betimlemeler oldukça fazla:

Seher’in kocası nasıl gülümsenir, bundan haberli değil. Gülümsemek ve sevmek, bir cenazeye gözyaşı dökmek, bir çocuğu sevmek ve aşk, sanırılı ki hep içten gelir; oysa bunlar hiç sezilmeden öğrenilir. Ya yâr ya toprak olan kadınların diyarında Seher de, annesinin korktuğu gibi korktu. Annesi koltuğundan ecel teriyle nasıl kalkmışsa öyle kalktı, evliliğine doğru yürüdü.” (s.54)

Ben “Kör Pencerede Uyuyan”’ı çok, ama çok beğendim. Kurgusunu sevdim, kullanılan dili samimî buldum. Okuduklarımın hepsi kalbime işledi. Uzun süredir bu denli özenli bir çağdaş eser okuduğumu hatırlamıyorum.

Nihan Eren keşke daha sık, daha fazla yazsa.

Yazar ve kitapla ilgili aşağıdaki linklere de göz atabilirsiniz:

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/396533/Cevdet_Kudret_odulu_B._Nihan_Eren_in.html

http://www.toplumsol.org/b-nihan-eren-herkes-kor-bir-pencerede-duruyor/

Kör Pencerede Uyuyan” – B. Nihan Eren (Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, Ocak 2015) 

21.12.2015

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page