Hikâyede Büyük Boşluklar Var - Hakan Bıçakcı

Hakan Bıçakcı’nin “hikâyede büyük boşluklar var” adlı yeni öykü derlemesindeki “Ne İşi Var Rufus Wainwright’ın Senin Düğününde?” adlı öyküsünde, esas oğlan, başkası için kendisini terk eden sevgilisinin mâlum şahısla evleneceğini öğrenir. Esas oğlan perişandır çünkü bu adam hem sevgilisini çalmış, hem de bok gibi paralıdır. Hatta düğünlerine, kızın en sevdiği şarkıcı Rufus Wainwright’ı getirttiklerini öğrenir. Kudurur. Esas oğlan da zamanında ne de olsa “Ankaralı bir metalciden İstanbul’da yaşayan, Rufus Wainwright dinleyen sofistike bir sevgiliye” terfi etmiştir… “Lanet olsun bu hayata!” deyip Ankara’ya dönmeye karar verir. Ve öykü şöyle biter (çok güldüm):

Aldatan sevgilisinin telefon numarasını silen şımarık bir kız gibi tek tek sildim telefonumdaki Rufus Wainwright albümlerini.

Ankara’ya dönüş yolunda, yol boyunca Slayer dinledim.”

Beni güldüren, bir Slayer hayranı olmam mı, yoksa Hakan Bıçakcı’nın içimdeki duyguları bu denli güzel bir şekilde kağıda dökebilmesi mi, bilmiyorum. Hepimiz bir zamanlar birilerine fena halde kızıp, bangır bangır çaldığımız müziğze hınçla sığınmadık mı? Çevremizle hep bir uyumsuzluk yaşamadık mı? Hakan Bıçakcı sevenlerin daha ziyade toplumla bir sorunu olan, tercihen metalci/rock’cı bir geçmise sahip ve bonus olarak Ankara kökenli olabileceğini düşünüyorum (tıpkı benim ve birçok arkadaşım gibi –n’apalım bu nesil bööle-). Bıçakcı, 80’li yıllardaki bir kesim Ankara gençliğini çok iyi yansıtabilmiş.

Hakan Bıçakcı çok yetenekli, bir elinde bin marifet birisi. Edebiyatın yanı sıra, sağlam bir meloman ve iyi bir illüstratör. “Bazen kendimi Hülya Avşar gibi hissediyorum” diyor bir röportajında, “ilgi alanı” dediği yeteneklerinden bahsederken  Şüphesiz, Bıçakcı bu “yan uğraşlarından” da besleniyor yazın dünyasında. Öyküleri hep bir şekilde sinematografik, bazen de tıpkı çizimleri gibi, karikatüral.

Aynı zamanda çok verimli bir yazar Hakan Bıçakcı. 1978 doğumlu olmasına rağmen şimdiye dek 9 kitap yazmış. Bazıları ise yabancı dillere bile çevrilmiş. Edebiyatın yanı sıra, sinema ve popular kültür konularında da sık sık gazete ve dergilerde yazan bir yazar.

“hikâyede büyük boşluklar var” 34 kısa öyküden oluşuyor. Bunların çoğu, yaşadığı topluma ayak uyduramayan karakterlerin hezeyanlarını anlatıyor. Gerçeklikle bağlarını birdenbire tamamen koparan karakterler, kendilerini paralel evrenlerde bulabiliyorlar… Veya düşle gerçeklik arasında bir yerde, arafta kalabiliyorlar. Okur hiçbir zaman anlamıyor aslında “gerçek” olanı, çünkü gerçek, ne de olsa nereden baktığımızla şekillenmiyor mu? Tam da kitabın ismindeki gibi, “hikâyede büyük boşluklar var”. Karakterlerin kendilerini içinde buldukları zaman atlamaları, Hakan Bıçakcı’nın bu kitabında da paylaştığı gerçeküstücülüğünü ortaya koyuyor. Bazı hikâyeler bilim kurgu tadında, bazıları ise aklın biçimsiz yanılsamalarından doğan durumları anlatıyor. Ama hepsinde bir tuhaflık yansıtılıyor. Kitabında bir duvar yazısından alıntı yaptığı gibi, “Hayâller Paris, gerçekler Eminönü…”. Soyut ve fantastik öykülerden hoşlanmayanlar Hakan Bıçakcı’yı sevmeyebilirler ama ben doğrusu çok çok sevdim.

Hatta bayıldım.

“hikâyede büyük boşluklar var” ile ilgili lütfen bu yorumlara da bir göz atın:

Cumhuriyet Gazatesindeki Yorum

http://vatankitap.gazetevatan.com/haber/metrobuste_siberpunk/1/24312

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/gerceklikte-bosluk-var-425338

“Hikâyede Büyük Boşluklar Var” – Hakan Bıçakcı (İletişim Yayınları, 1. Basım, 2015)