Hayvan Çiftliği - George Orwell

Eric Arthur Blair, veya kalem adıyla George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” romanını okumanın, veya tekrar okumanın, tam zamanı diye düşündüm. George Orwell’in 1943 sonunda başlayıp 1944’ün başında bitirdiği bu siyasî romanı, hicîv yoluyla günümüzün yöneten-yönetilen ilişkisini de özetlediği söylenebilir.

 Hikâyeyi bilmeyenler için: “Beylik Çitfliği”’nin gaddar sahibi Bay Jones’a karşı ayaklanan hayvanlar, bir darbe ile çiftliği ele geçirir, Bay Jones’u kovar ve bundan böyle çiftliğe “Hayvan Çiftliği” adı verileceğini ilân ederler. Artık, çiftlikte hayvanlar insanların boyunduruğu altında asla yaşamayacak, kendileri ve sonraki nesiller için üretecek, eşitlik prensibi ve topraklarına bağlılık duygusu ile durmadan çalışacaklardır. Bu yeni düzende domuzlar darbe zaferini sahiplenmiş ve diğer hayvanlara göre yönetsel bir rolü kendilerine biçmişlerdir.

 Domuzların başı olan Napoléon adlı çiftliğin tek erkek domuzunun, Stalin’e yapılan bir gönderme olduğu şüphe götürmüyor. Çiftlikteki tüm hayvanlar birer “yoldaş” olmuş, göndere toynaklı ve boynuzlu yeşil bayraklarını çekmiş ve kendilerine “İngiltere’nin Hayvanları” adlı marşı bestelemişlerdir. Kurnaz ve iktidar düşkünü domuzlar kısa sürede devrimi yolundan saptıracak, insanların yönetiminden çok daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük oluşturacaklardır. Artık Hayvan Çiftliği’nde korku ve yılgı kol gezmektedir, ancak geçmişlerini hatırlamakta oldukça zorlanan hayvan topluluğunda, bu durum yine de insanların hükümrânlığına tercih edilmektedir. Gerçekleri göremeyecek kadar kıt akıllı hayvanlar, Bay Jones’lu zamanlara göre çok daha karanlık bir döneme girdiklerini anlayamazlar bile. Napoléon’un propaganda araçlarıyla kendilerine sürekli pompaladığı “özgürlük” ve “eşitlik” ideallerinde aldatılıp dururlar. Onlar açlıktan ve yorgunluktan sefil hale düşerken, çiftlikteki domuz topluluğu git gide semirir ve refah içinde yaşar hale gelirler.

 Şüphesiz, George Orwell’in sosyalist ve komünist hareketlerle olan kişisel geçmişini bilmeden “Hayvan Çiftliğini” anlamak imkânsız. Burma’daki (bugünün Myanmar’ı) “Hindistan İmparatorluk Polisi”’nde bölge müfettiş yardımcısı olduğu gençlik yıllarında, İngiliz sömürgeciliğinden suçluluk duymaya başlamış ve emperyalizm karşıtı bir tutum geliştirmiştir. Görevinden istifa eder ve Avrupa’daki sol hareketlere karışır. 1930’lu yıllardan itibaren kendisini sosyalist olarak tanımlamaya başlayan Orwell, sosyalist düşüncede tespit ettiği adaletsizlikleri de sert bir dille eliştirmekten kaçınmaz. Kısa sürede, dönemin sol hareketlerinin aksine, özgürlükçü ve merkeziyetçilik karşıtı bir sosyalizm savunucusu olur.

 George Orwell’in “Hayvan Çiftliği”, kendi yazgısını elinde tutamayan, kendini yönetenleri sorgulamayı aklından dahi geçirmeyen bir topluluktan bahseder. Özgürlüğün, kuşkusuz çok değerli, ve fakat totaliter yöneticiler değiştikçe içi boşaltılan ve anlamı değiştirilen, kırılgan bir hak olduğunu gözler önüne serer. Ve bu durum, sesini çıkarmayanlariçin korkunç bir son hazırlar.

 Bilmiyorum, size tanıdık geldi mi…

 Son bir not. “Hayvan Çiftliği”, Pink Floyd’un “Animals” adlı albümüne de ilham kaynağı olmuştur.

 “Hayvan Çiftliği” – George Orwell (Can Yayınları, 43. Baskı, Mart 2015)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page