Harita Metod Defteri - Murathan MunganHikâye, küçük bir oğlanın (Murathan Mungan), elleri kelepçeli ve iki süngülü erin refakât ettiği babası (İsmail Mungan) ve annesi (Habibe Mungan) ile birlikte Diyarbakır garından trene binmeleri ile başlıyor. Baba İsmal Mungan, Mardin ve civar illerde nam salmış, başarılı bir ceza avukatıdır. Fakat asker kaçağıdır ve bir ihbar sonucunda yakalanmıştır. Kelepçeler, aslında sadece babanın değil, tüm aile bireylerinin yaşamına vurulan ağır bir kilittir. Şüphesiz, kitabın yazılma amaçlarından ilki, yazarın bu kelepçelerden kurtulmak istemesi ve buna nihayet cesaret edebilmesidir: “Çok zaman geçti üzerinden, yeterince uzun zaman. Her şey hem sis içinde, hem canımı yakacak kadar canlılığını koruyor. O sisin içinde halâ açığa çıkmamış şeyler olduğunu hissediyorum. Orada, az ötemde duruyor. Geçmişin ne kadarını anlatırsak kurtulabiliriz ondan, bilmiyorum.” (s. 28)

Geleceğe inancı olan bir çocuk, inancını yitirdiğinde başka birine dönüşür. Büyümektir bunun adı. Çocuk Murathan Mungan’ın sancılarla büyüdüğü ilk an, “anne” diye bildiği kadının, Habibe’nin –nam-ı diğer Haboş’un- öz annesi olmadığını öğrendiği andır. Biyolojik annesi Muazzez’dir, babasının ilk karısı. Murathan onbir aylıkken öz annesinden koparılıp İstanbul’dan Mardin’e getirilmiştir. Bu gerçek, aile bireyleri tarafından söylenmemiş, ağızlarda mühürlenmiştir. Küçük yaşta, tüm ailenin kendisini aldattığı kâbusuyla baş etmeye çalışacaktır yazar. Çok sonraları, Muazzez’in hezeyanlar ve öfke nöbetleri arasında “meleklerin kendisine emanet ettiği” oğlunu hastalıklı bir şekilde sahiplendiği için öz annesinden koparıldığını öğrenecektir. Hastalığın adı koyulmuştur: şizofreni. Küçük oğlanın zihnindeki harita parçalarını birbirine bağlaması ile ortaya çıkan ilk hayâl kırıklığıdır bu gerçek, ilk aldatılma, ilk yalandır. Murathan, Muazzez’i ancak yeniyetmeliğinde, 17 yaşında ilk defa görecektir. “Aile mutsuzluklarını ve kadınların iç dünyalarını görmeye çocuk denecek yaşta başlamış olmalıyım” diyor yazar (s.81).

Kendisini büyüten annesi Haboş, 2 çocuğu ve kocasını bırakarak sevdiği adamın (İsmail Mungan) yanına Mardin’e kaçmıştır. Boşandıktan sonra nikâhlı karısı olabilmiş, parasının hesabını bilmeyen eşine bağlılığını ömür boyu göstermiştir. Fakat evliliğin üzerine başka kadınların gölgesi sıklıkla düşmüştür. Tartışmalar, sayısız terk etmeler, yeniden barışmalar, varsıllıkla yoksulluk arasında gidip gelen yıllar, küçük Murthan’ın omuzlarına, yaşının kaldırabileceğinden daha ağır bir yük bırakmıştır. Annesi ve babası için “birbirleriyle kıyasıya mücadele eder, güç yarıştırırken bana ne yaptıklarının farkında bile değillerdi” diyecektir (s. 407).

Yine çok genç yaşta, Murathan farklı cinsel kimliğini keşfetmiş ve Mardin gibi tutucu bir yerde babasının dışlamasına rağmen hayatta kalma mücadelesi vermiştir, defalarca hayattan vazgeçme noktasına gelmiş olsa dahi. Gayrı-ahlakî olan durum ortaya çıktığında, Murathan ailesi tarafından Urfa’ya adetâ sürülür. Bundan sonra, kendi gerçekliğini korumaya çalıştığı, babasının sırt çevirdiği, para sıkıntılarına boğulduğu, sevgilisinden ayrılmak zorunda bırakıldığı, öz annesi ve despot teyzesine alışmaya çalıştığı, iki anne arasında hassas bir teraziyi dengede tutmaya gayret ettiği zorlu yıllar başlayacaktır. Büyümek, çocukluğunun masumiyetini geri dönülmez bir şekilde liğme liğme etmiştir.

Yazının hayatı öldürdüğü söylenir sık sık. Yazarın yazmak için üzerinde gereğinden fazla düşündüğü hayatın, yaşamayı öldürdüğü… Oysa yazmak için, çok derinden hatırlamak gerekir. Hatırlamaktaki ısrarsa yaşatmaktır, uzun uzun yaşatmak… Bu satırları yazarken her şeyi yeniden hatırlamak için gözlerimi kapıyorum. Başka türlü hatırlar herkes. Ben böyle hatırlıyorum” (s. 30). Geçmişini hatırlamak, satırlara dökmek ve adetâ öldürmek istercesine yazıyor Murathan Mungan. Ve bence, biraz da rüştünü ıspat etmek istercesine…

400 sayfanın üzerindeki özyaşamöyküsel kitabın başlangıcında, Murathan Mungan “çocukluğunun mutlu, tasasız başını okşuyor”. Kitabın sonlarına doğru ailevi ve kişisel yaralarına odaklanıyor. Her okur kendi hayatından kesitler buluyor bu bölümlerde. Kitabın bu kısımlarını gerçekten çok, çok sevdim. Burnumun direği sızlayarak okuduğum sayfalar bir hayli fazla. Yazarın bu sözlerini hangimiz içimizden geçirmedik ki?

Hayatın her şeyi zamanla nasıl yerinden oynatıp ne çok şeyin anlamını boşalttığını, yıllar sonra dönüp baktığımızda “değer miydi hiç?” diyeceğimiz ne çok şey için ömrümüzden nice kıymetli zaman parçası harcadığımızı düşünüyorum” (s. 407).

 Veya hangimiz, benzer duygularla, kendi geçmişimize seyahat etmedik?

Aradan bunca yıl geçti, halâ beni sevindiren, mutlu eden bir şey olduğunda ilk annem gelir aklıma. Hatta birkaç kez, öldüğünü unutup onu aramayı aklımdan geçirdiğim bir iki saniye yaşadığım olmuştur” (s. 411)

Ancak hikâyenin geri kalan ve çoğunluğunu oluşturan bölümü, daha ziyâde Mardin’in o dönemki ahalisi ve yaşantısı ile ilgili. Bu sayfalar, Mardin coğrafyasına ve toplumuna uzak okuyucular için, bir Nuri Bilge Ceylan filmi yavaşlığında ilerliyor. Zaman zaman çok sıkıldığım oldu. Fakat Murathan Mungan’ın yalın ve akıcı üslubu, sıkıcı olabilecek sayfaları bile takdirle okutuyor. Her bir cümlenin büyük bir özenle kurulduğunu hissettiriyor Mungan. Tüm anlatı boyunca, yazıdaki titizliğinden, sözcükleri kullanmadaki özeninden ve ifadesindeki yalınlığından hiç vazgeçmiyor. Bu açıdan, edebiyatseverler için gerçek bir şölen “Harita Metod Defteri”.

Kitap ile ilgili başka yorumlar okumak isterseniz, aşağıdakilere göz atabilirsiniz:

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/417251/Murathan_Mungan_dan__Harita_Metod_Defteri_.html

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/harita-metod-defteri-1017523/

 “Harita Metod Defteri”, Murathan Mungan (Metis Yayınları, 1. Basım, Kasım 2015).

22 Mart 2016

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page