Galiz-Kahraman---İhsan-Oktay-AnarHer keyiflendiğinde “Hüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjt! Nah-ha!” nağrasını atan, çoğu zaman bir kaşık suda boğmak isteyeceğiniz Kasımpaşalı avam bir “galiz” İdris Amil Efendi.

İdris Amil Efendi şair olmak ister. Mahalle kıraathanesinde “Avama Açık San’atkâr Müellif Kursu”’na gider ve burada Efgar Bakara ile tanışır. Aslında kendisinden çok daha akıllıca kelâm eden bu zâtı sürekli küçümser ve enâyi yerine koyar. Bir süre sonra, şair olamayacağını anlayan kahramanımız bu sefer “artis” olma sevdasıyla fiyakalı bir vesikalık çektirip, fotoğrafını Sinema Artis Kataloğu’na 30 lira karşılığında bastırır. Muazzam bir “artis” olacağına şüphesi yoktur. İleride kendisine âşık olacak (ve henüz tanımadığı) hayranı için şimdiden alev alev yanmaktadır.

Yıllar ilerledikçe, İdris Amil Efendi kendini türlü türlü karmaşık olayların içinde bulur. Gamsızlığı ve kurnazlığı ile hepsinden kurtulmayı başarır. Ancak meşhur olma hayallerindeki İdris Amil Efendi’yi hayat bambaşka bir yola itecektir. Anadolu külhânbeyi Remiz’in kızkardeşi, küçükken bir sokak köpeği tarafından emzirilen Remziye ile, canı pahasına evlenmek zorunda kalacaktır. Oysa, tıpkı Efgar Bakara gibi, o da güzel Mualla’ya âşıktır. Sonrası, zoraki hırsızlıktan acemi külhânbeyliğine uzanan, başkalarına çilekeş bir hikâye İdris Amil Efendi’ninki.

İhsan Oktay Anar bize muhteşem bir antikahraman portresi sunuyor. Romandaki bir diğer kahraman Muhtar’ın tanımladığı üzere: “on dört ayar insan, on sekiz ayar hırsız, yigirmi dört ayar namussuz ruhuna sahip, som bir süprüntü” olan İdris Amil Efendi’nin maceralarını okumaya doyamadım.

2014’te çıkan romanında İhsan Oktay Anar bilindik dil coğrafyasında bizi kendine has hayâl gücünde dolaştırıyor. Büyülü bir anlatım, masalsı bir hikâye, yazarın tüm romanlarında anlatmayı sevdiği, renkli hayatları oluşturan tuhaf olaylar silsilesi.

Anlatısındaki özgünlük, kullandığı çarpıcı dil, titizlikle örülmüş kurgularıyla, bana göre Nobel edebiyat ödülünü hak eden ender yazarlarımızdan İhsan Oktay Anar. Gerçekten, İhsan Oktay Anar’ın çok özel bir anlatım gücüne, ve her kesimden okuyucuyu büyüleyebilme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyorum.

Asuman Kafaoğlu-Büke, Anar’ın roman dili için şöyle söylüyor: “Yazarın hayal gücü sadece olağan üstü haller yaratmakla kalmaz, çok daha önemli olarak olağan üstü bir dil yaratır. Bu dil antikiteden, Osmanlıcadan, felsefe ve bilimden beslendiği kadar, aynı zamanda hayal ürünüdür. Böyle bir dilin tarihin bir döneminde, bir kültür tarafından kullanılmış olma olasılığı düşüktür. Bu dil sadece bu romanlarda anlatılan öykülerin dilidir” (1).

İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” adlı ilk romanı da olağanüstü güzellikte bir yapıttır. Bu tarz romanları sevenlere mutlaka tavsiye  edilir.

  (1): Asuman Kafaoğlu-Büke’nin, İhsan Oktay Anar, 2010Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne değer görüldüğünde, törene katılanlara dağıtılan kitapçıktaki ifadelerinden alıntıdır. 

 “Galiz Kahraman” – İhsan Oktar Anar (İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2014)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page