Sonradan fark ettim. Elime aldığım kitabın yazarını aslında bir kısa filmden tanıyormuşum. Türk sinemasının bence en başarılı filmlerinden, Atıf Yılmaz’ın çektiği “Aahh Belinda” (Müjde Ar’ın unutulmaz performansıyla), 2014 yılında bu sefer yönetmen kızı Kezban Arca Batıbeki tarafından kısaltılmış olarak yeniden çekilmişti ve ben, başrolde Yiğit Karaahmet’i izlemiştim. Sonradan hatırladım. Abartılı oyunculuğuyla dikkatimi çekmişti.

“Deniz Ne Kadar Güzel” Yiğit Karaahmet’in ilk romanı olmasına rağmen, yazarı 20 yıldır değişik mecralardan tanıyoruz. Dergi yazarlığı, muhabir, gazeteci, magazin yazarı, film eleştirmeni, oyuncu ve muhtemelen benim bilmediğim başka sıfatları da yan yana getiren yetenekli Yiğit Karaahmet için Serdar Turgut şöyle demiş: “New York’un nasıl cesur yazan Michael Musto’su varsa Yiğit Karaahmet de İstanbul’un Michael Musto’sudur.” Katılırsınız veya katılmazsınız, ama Karaahmet’in özgün bir yazar olduğu sanırım su götürmez bir gerçek.

Yazılarından tanıdığımız Karaahmet, “genel akım”dan ayrışan bir kalem. Cümlelerinde hep bir provokasyon var evet, ama istisnasız her yazısında okuru rahatsız eden, muhtemelen üstünü örtmeye can attığımız gerçekler de var. LGBTİ yaşam sorunsalları ve hak ihlalleri, bu gerçeklerden sadece birkaçı.

Yiğit Karaahmet edebiyatı, “Hayatımı kurtaran şey” diye tanımlıyor (https://bantmag.com/yigit-karaahmetten-yaslanmaya-yuruyen-bir-ilk-roman-deniz-ne-kadar-guzel/). Belki de bu yüzdendir “Deniz Ne Kadar Güzel” romanında çağdaş Türk edebiyatına ve klasiklere yaptığı göz kırpmalar.

Roman 2 bölümden oluşuyor. Birincisi Shakespeare’in yaşlanmak üzerine 2. Sone’siyle açılıyor (Talat Sait Halman çevirisiyle). İkinci kısım Baudelaire’nin Aşıkların Ölümü ile açılıyor. “Teşekkürler” kısmındaysa Halid Ziya Uşaklıgil ve kitabın ana temalarından kıskançlığa vurgu yaparcasına Nahid Sırrı Örik’e bir gönderme var (Nahid Sırrı Örik, “Kıskanmak”, 1946). Yiğit Karaahmet, yarattığı ileri yaştaki kahramanları gibi, romanda eski bir dil kullanmayı tercih etmiş. Karşımızdaki aslında eski bir üslup kullanarak güncel bir hikâye anlatımı.

Yazarın yaptığı referanslar sadece klasik edebiyatla kısıtlı değil. Eski şarkılara ve bir dönem popüler olmuş yorumculara da yer vermiş romanında. Örneğin “Ajda”dan bahsediyor. Candan Erçetin’i de bir figüran misali dişçi koltuğuna kısaca oturtup sonra da bir daha hiç karşımıza çıkarmıyor. Bu ironik dokunuşlar elbette kitabın başkahramanı, eski ve bir zamanlar oldukça şöhretli bir caz piyanisti olan Şener ile gayet uyumlu. Karaahmet’in romanına eşlik eden eski melodiler de nostaljik bir havayı yaratmada önemli rol oynuyor. Hatta kitabın başlığı İlham Gencer’in “Deniz Ne Kadar Güzel” şarkısından alınmış. Hikâyeye eşlik eden diğer şarkılarsa şöyle:

Ve Ben Yalnız – Sevinç Tevs

Son Nefes – İbrahim Özgür

Gözleri Aşka Gülen – Los Alcarson

Çaresizim – Yaşar Güvenir

Sensiz Saadet – Yaşar Güvenir

 

Artık gelelim romanın konusuna….

Eski caz piyanisti Şener ile emekli mühendis Fehmi, Büyükada’da yaşayan, 70’li yaşlarını sürmekte olan bir çifttir. Aşklarını adadaki köşklerinde dolu dizgin yaşarken, bu ilişkiyi ada halkına “yaşlılık günlerinde birbirine destek olan iki emeklilik arkadaşı olarak” kabul ettirmişlerdir. Şener ve Fehmi için kırk yıllık ilişkilerinin rutin dinamiği, o yaz yandaki eve dişçi anne Berna, mimar baba Cem ve problemli bir gençlik geçiren çok yakışıklı oğulları Deniz’in taşınmasıyla bambaşka bir yöne gidecek, kendi ailelerinin sağlamasını bir suç üstünden yapmak zorunda kalacaklardır (kitabın arka yazısından).

“Deniz Ne Kadar Güzel” romanında ana tema yaşlılık ve yalnızlık. Zaten söyleşilerinde de yalnızlık ve dünyada tek olma duygusuyla bir didişmesi olduğunu söylüyor Karaahmet. 70’li yaşlarını geçmiş iki erkeğin, birbirleri ve çevreleri üzerinden yaşadıkları farklı yaşlanma süreçlerine tanık oluyoruz. Yaşlanmanın eşcinsel çiftlere daha acımasızca yaklaştığını romanda iliklerimize kadar hissediyoruz. Ancak Yiğit Karaahmet’in başarılarından biri, hikâyeyi queer edebiyatına feda etmeden evrensel bir anlatıya dönüştürmesi. Eşcinsel çiftte kadın ruhunu daha çok yansıtan Şener ile, yan komşusu genç anne Berna arasında pek bir fark görmüyoruz. Kadınsı, sezgisel ve çetrefilli duygular, bu iki karakterde çok benzer şekilde ortaya çıkıyor. Heteroseksüel çiftin dinamiklerinden çok farklı değil eşcinsel çiftin mücadelesi, bu açıdan da Yiğit Karaahmet cinsiyet odaklı bir anlatıma düşmeden, insanî duygular üzerinden romanı yazmış.

Romanın ikinci temel teması ise kıskançlık. Burada da yazar cinsel tercihlerden bağımsız bir şekilde insanlık hallerine dokunuyor.

Bu eleştiri yazısını okuyanlar romanı sıkıcı olarak algılamasınlar. Yiğit Karaahmet’in mizahi dili, fazlaca dramatik olayları okurun yiyip yutabileceği kıvama getiriyor. Üstelik bu bir polisiye roman… Gelişmeler sonucunda peşine düştüğümüz bir gerçek, hep birlikte saklamaya çalıştığımız bir sır var. Özellikle 2. bölümden sonra sonunu iple çektiğimiz, elimizden bırakmak istemediğimiz bir kurguya dönüşüyor “Deniz Ne Kadar Güzel”. Bir söyleşisinde çabuk tüketilen bir eser ortaya çıkarmak istediğini söylüyor Yiğit Karaahmet, ve bana kalırsa bu hedefini on ikiden vuruyor: “Hızlı okunabilir olması da tasarladığım ve üstüne düşündüğüm bir şeydi. Bu kitabı bir haftada, 10 günde okuduysan eğer bir sorun vardır benim için. Gerçekten başlasın ve bitsin istedim, tak tak tak…. O yüzden mesela bir polisiyesi de olsun istedim, çünkü herkes polisiye sever ve okumak ister.” Okutmak, kısa sürede tüketilmek üzere yazılmış, neredeyse “ürün” sınıfına sokabileceğimiz bir eser var karşımızda. Yiğit Karaahmet “Deniz Ne Kadar Güzel”den bahsederken “Bir plaj kitabı olmasını istiyordum” demiş. Gerçekten de öyle olmuş. Yaz bitmeden okunmalı.

Roman 2 seneden uzun bir sürede yazılmış ancak 4 katı süren bir beklemeden sonra yayınevi bulunmuş. Konusundan dolayı, tahmin edileceği gibi romanı basmak isteyen yayınevleri pek olmamış, olanlar da “Sonunu şöyle bitirseydin, şurasını şööle değiştirseydin daha iyi olmaz mıydı?” gibi diretmelerle masaya oturmuş. Karaahmet hepsini elinin tersiyle geri çevirmiş tabi. Kendi deyimiyle “gay novel”in 6:45 gibi kült bir yayıneviyle buluşması kitaba ayrı bir özgünlük vermiş.  Yayınevi açısından isabetli bir mutlu son olmuş bana kalırsa.

Kitapta bazı teknik sorunların olduğunu düşünüyorum ama bunlar hikâyenin keyfinden herhangi bir şey eksiltmiyor. Söyleşilerinde de İngilizce sözcükleri araya serpiştirmeyi seven bir yazar Yiğit Karaahmet ancak ben “kettle” sözcüğünü bir edebiyat eserinde okuduğumda biraz irkiliyorum (s.125). Bir de az sayıda olsa da birkaç cümle düşüklüğüne denk geldim (“….Cem küçük bir çantayla yokuşun ardından kaybolmuştu ve ilgilenmediği bir süre kadardır yoktu.” -s.252). Yazarın gözünden kaçan bu gibi hataları yayınevinin düzeltmesi esastır; burada daha özenli bir yayın sürecinden geçilebilirmiş. Kitabın ikinci baskısında bu hataların düzeltilmesini umuyorum. Duyduğum kadarıyla roman Almanca’ya çevrilecekmiş. Ayrıca çizgi romanı da çıkacakmış. Tüm bunlar elbette hem yazar, hem de edebiyatımız için çok güzel açılımlar.

“Deniz Ne Kadar Güzel”, eşcinsel varoluş sorunsalına düşmemeyi başaran, mizah dolu, yaşlılığın ve ailenin onurlandırıldığı sürükleyici bir polisiye.

Esra E. Karaosmanoğlu

Alterego.esra@gmail.com

Ağustos 2021

 

Yiğit Karaahmet, “Deniz Ne Kadar Güzel”, 6:45 Yayın, 1. Baskı, Haziran 2021