Daha - Hakan Günday

Bazı romanlar vardır, sevip sevmediğiniz konusunda kararsız kalırsınız. Etkilenmesine etkilenmişsinizdir ama, yine de karar veremezsiniz. Hakan Günday’ın “Daha” adlı romanı bende benzer bir his bıraktı.

“Daha”, 2015’te Fransızların en saygın ödüllerinden biri olan, “Prix Medicis” yabancı roman edebiyat ödülüne layık görüldü. Belki de biraz bu sebeple, kitabı elime aldığımda “Daha” ile ilgili beklentilerim oldukça yüksekti.

Hikâye, 10 yaşındaki Gazâ’nın babasının işi olan insan kaçakçılığına karışması ile başlar. Gazâ, Kandalı’da parlak bir öğrenciyken, babası Ahad’ın zoruyla, insan ticareti işinde bulur kendini. Görevi, genellikle Afganlı olan kaçak göçmenleri evlerinin altındaki depoda tutmak ve kamyonla taşınmasında babasına yardımcı olmaktır. “Daha”, bir oğlanın babasından nefret etme hikâyesi üzerine kurulmuş:

Sakin olmalıydım. Heyecanlandığımı görürse, her şeyi anlardı. Çünkü hep anlardı. Olmayan şeyleri bile anlardı. Deprem kokusu alan ilkel hayvanlar gibiydi. O ölü mavi gözlerinin hemen ardında, iç dünyama ayarlı bir radar vardı. Sadece beni mahvetmek için üretilmiş bir silahtı babam.” (s. 86)

Gazâ, babası yüzünden girdiği yasa dışı insan taşımacılığı işinde, kötücül yanı ile tanışır. Ve bu kötücül yan, kaçak göçmenlere binbir eziyet çektirmesi ile, bir daha hiç kaybolmamak üzere tüm kişiliğini ele geçirir.

15 yaşındaydım ve ne vicdanım vardı, ne de bir arkadaşım.” (s. 129)

Gün geçtikçe, göçmenlerin ağzından çıkan “Daha” sözcüğü gibi, daha gaddar, daha zalim olur Gazâ:

Evet, onlar hep “Daha!” diyordu, çünkü Türkçede başka kelime bilmiyorlardı ama konu suyun yetersiz gelmesi değil, benim çıkarımın eksilmesiydi. Normalde bedava verdiğimiz suyu satmaya başlamıştım. Tabii ki babamdan gizli…Ne de olsa artık 10 yaşındaydım.” (s.25)

Buna rağmen, her çocuk gibi Gazâ da bir aidiyet peşindedir. Annesi bile dünyaya gelmesini istememiş, doğururken onda kurtulmaya çalışmış ancak başaramamıştır. Gazâ öksüz kalmıştır ve babasından en ufak bir sevecenlik görememektedir. İçinde bulunduğu acımasız dünyada, tekneleriyle kaçak göçmenleri taşıyan Dordor ve Harmin kardeşlerden ve Cuma adını koyduğu bir Afganlı göçmenden kendisine bir aile yaratmaya çalışır. Ve elbette, kaçakçılık dünyasında işler hiç de iyi gitmez.

“Daha”, 410 sayfalık uzun ancak kolay okunan bir roman.

Hayâl kırıklığım, “Daha”nın yarısından itibaren son derece dağınık bir hikâyeye dönüşmesinden kaynaklanıyor. Belki de, Hakan Günday’ın dediği gibi romanlarını “çalakalem” yazmasındandır bu durum. Romanın ortalarından itibaren konu dağılıyor, saçma sapan yerlere gidiyor. Gazâ’nın büyüdükçe madde bağımlılığından, psikiyatrik sorunlarından, nekrofili eğilimlerinden, oradan da meydanlarda linç girişimlerini bulmak üzere yollara düşen erişkin gezgin hallerinden bahsediyor Günday. İşte buralarda kanımca oldukça savruluyor. Gazâ’nın bir hazine keşfetmesi, parasını otellerde tüketmesi ve sonunda kendisini Afganistan’da bir kaçak göçmen kamyonunda bulması, güzelim hikâyenin harcanmasına neden olmuş. Zaman zaman romanın, yazarın politik düşüncelerine zemin olması da işi iyice çığrından çıkarmış. Bu düşünceler, ergen yaştaki Gazâ’nın ağzından çıkamayacak kadar derin politik analizler. Öyle anlaşılıyor ki Hakan Günday, siyasal bilgiler fakültesinde öğrendikleri ve kafa yorduğu politik sorunları kurguya serpiştirmekten kendini alıkoyamamış.

“Daha”, hiç kimsenin kahraman olmadığı bir hikâye. Hakan Günday’ın, insan kaçakçılığını işlediği romanın ilk kısmı kurgu açısından oldukça iyi ama okurda yarattığı his açısından derinlikten yoksun. Yazar, çok daha yavaş bir tempoyla, insan olma hallerine daha fazla yer verebilirdi. Göçmen yasa dışı taşımacılığı gibi vahim bir konunun içindeki insanî noktaları vurgulayabilirdi. Ayrıca hikâye çok daha önce sonlanmalıydı gibi bir duygu yaratıyor okurda.

Romanın ikinci yarısı, yukarıda belirttiğim gibi, başdöndürücü bir hızla oradan oraya savrulan bir hikâyeye dönüşüyor. Buna rağmen, konu ve karakterler, böyle bir savrulmayı  “kaldırabilecek” nitelikte. Darmadağın ve her yöne giden hayatların böyle bir tarzda anlatılması yorucu, ama yadırganmıyor.

Hakan Günday hayâl gücünün zenginliği ve anlatımının akıcılığı açısından son derece yetenekli bir yazar. “Daha” önemli bir uluslararası edebiyat ödülü kazanacak nitelikte bir roman mı, çok emin değilim, ancak Hakan Günday kesinlikle takip etmek istediğim bir yazar. “Daha”yı sarsıcı buldum, çoğu bölümde tiksindim, bazen de kahramanla empati kurdum. Bu hislerin değerli olduğunu düşünüyorum ve okurda bunları uyandırabilmek herkesin harcı değil. Bu noktada, yazarın kendi eserleri ile ilgili sözlerine kulak vermek gerek:

Benim yazdığım hikâyelerde şiddet ve kan var evet; ama dün akşamki haberlerden daha fazla değil.”

Hakan Günday ile ilgili nihai kararımı vermeden önce başka bir romanını okumalıyım.

Tavsiyesi olan?

19.1.2016

Daha” – Hakan Günday (Doğan Kitap, 1. Baskı, Ekim 2013) 

Kitap ile ilgili başka bir değerlendirme için Erol Emed’in “Çok Okuruz Biz” sitesinde yayınladığı kitap yorumuna göz atabilirsiniz: http://www.cokokuruz.biz/sizden-gelenler/daha-hakan-gunday-2.html

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page