Serpil Tuncer benimle irtibata geçtiğinde, Çok Okuruz Biz sitemde kitabının tanıtımını yapmamı rica etti. Çok Okuruz Biz sitesinin bir tanıtım sitesi değil, kitap eleştiri sitesi olduğunu, kitap tanıtmaya başlarsam bilindik gazetelerin niteliksiz kitap eklerinden farkısz olacağımı, istediğim eleştiriyi çekinmeden yapabilmemin ancak reklam ve tanıtımdan uzak durmakla mümkün olabileceğini söyledim. “Olsun. Siz yine de okuyun, eleştirinizi bekliyorum” dedi.

Serpil Tuncer’e bu olgun tutumu için teşekkür ediyorum. Daha önce birçok yeni çıkan eser gönderildi bana. Kötü not verdiklerimin hepsi, “Eleştiriniz iyi değilse hiç yayınlamayın” dediler. Bu yazarlar nesnel bir gözün yorumlamasından çok, kitaplarının satış adedi ile  ilgiliydiler. Bu sebeple, Serpil Tuncer’in duruşuna saygı duyuyorum.

Kitaba gelince….

Uzun süredir edebiyatla ilgili bir şey okumuyordum. 2016 yılında Çok Okuruz Biz sitesinde her hafta yeni bir kitap okudum ve eleştirisini yazdım. Bu yıl, daha çok kişisel gelişim kitaplarına yöneldiğim ve bu mecranın içeriğine uymadığı için, siteden uzak kaldım. Serpil Tuncer’in kitabı ile geri dönmüş olmaktan mutluyum.

“Büyülü Deniz”, sevdiğim öykü derlemelerinden oldu. Serpil Tuncer’in ikinci öykü kitabı. Zinde Yayıncılık’tan 2016 yılında çıkmış. Yazarın bir şiir kitabı ve kendi çabalarıyla kurduğu Erik Ağacı Öykü Sitesi var. Güzel bir site, bir göz atın derim.

“Büyülü Deniz” ile ilgili eleştirilerim fazlaca olacak. Genel olarak kitabın bende yarattığı his olumlu olsa da, eserin yayınevi ve redaktör gazabına uğradığını düşünüyorum.

Öncelikle, kitapta inanılamayacak kadar fazla imlâ ve yazım hatası var. Yazarlar, öyküleri ile yatıp kalktıkları için, her zaman hatalarını fark edemeyebilirler. Ancak yayınevinin görevi bunları tespit edip, düzeltmektir. Zinde Yayıncılık, işini baştan savma yapmış görünüyor. Tek bir sayfada öyle çok hata var ki, çoğu zaman kitabı bırakmamak için üstün bir gayret göstermek zorunda kaldım. Gerçekten de okurun tüm hevesi kırılıyor.

Yayıncının bir başka fahiş hatası, iki öykü kitabı içeriğini tek bir kitaba sığdırmış olması. “Büyülü Deniz” 25 orta uzunlukta öyküden oluşuyor. Toplam 160 sayfa, ki bu bir öykü derlemesi için çok fazla kanımca. İki ayrı kitapta yayınlanacak kadar malzeme varken, yazarın ve yayınevinin hepsini yayınlama kararı, akıcı bir okumanın aleyhine olmuş.

Yazarın, ve daha çok yayıncının bir başka ihmali, öyküleri tek bir tema altında toplayamamak olmuş. Öykü derlemelerinin tematik olacağına dair bir kural elbette yok, ancak bu kadar çok öykü bir araya gelince, aralarında bir bağın olması, okumayı kolaylaştıran bir unsur. Üstelik bu 25 öyküyü farklı temalar halinde gruplama imkânı varken, yayıncının bu yönde yazarı yönlendirmemesi de anlaşılır gibi değil.

“Büyülü Deniz”’deki öykülerin birçoğu değişik dergilerde yayınlanmış. Serpil Tuncer her öykünün sonunda hangi derginin hangi sayısında ve hangi tarihte yayınlandığını belirtme gereği duymuş. Bunu gereksiz buldum. Öncelikle, bu detayı, yazarın edebiyat çevrelerinde kabul görmüş olduğunu belirtir nitelikte buldum. Dediğim gibi, buna gerek olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, başka bir yerde yayınlanmış yazıların bir kitapta derlenmiş olmasını genelde okur çok olumlu karşılamaz. “Fırından yeni çıkmış” yazılar her zaman daha caziptir. Burada da, yayınevinin eksik yönlendirmesini görüyorum.

Eleştirilerim teknik olsa da, bir kitabı okutan veya okutmayan önemli konular bunlar. Önce teknik açıdan neredeyse kusursuz olacaksınız ki, okur hikâyeye kendini teslim edebilsin ve güzel bir tatla son sayfayı çevirsin.

Yukarıda belirttiğim tüm eksik ve hataların telafi edilebilir olması, yazarın bir sonraki eseri için ümit verici olmalı. Titiz bir çalışma, defalarca yeniden okuma ve işini hakkıyla yapan bir yayınevinin son okuması ile, tümü bertaraf edilebilecek hususlar.

İşin matematiği elbette olmazsa olmaz ancak bir o kadar önemli olan, öykülerdeki kurgu ve yazarın okura geçirmek istediği duygudur. Bir yazarda bu ya vardır, ya yoktur. Yetenek işte tam da burada devreye giriyor. Serpil Tuncer’in öykülerinde oluşturduğu kurgular oldukça iyi. Hikâyeler sistematik bir şekilde ilerliyor ve öykü unsurlarının ortaya koyuluşu, olayların gelişimi ve çözümlemeler gerçekten başarılı. Serpil Tuncer’in, öykülerinin kurgusu üzerinde çok çalıştığını düşünüyorum.

Yazarın bir başka yeteneği ise, hikâyeleri aracılığı ile vermek istediği duyguları başarılı bir şekilde okura geçirebilmesi. Çoğu öykü hüzünlü, insanlık hallerine dair. Hemen hemen hepsi toplumdan ekonomik veya diğer sebeplerden dolayı dışlanmış insanların hikâyesi. İçinden bir türlü çıkılamayan durumları güzel ifade etmiş Serpil Tuncer. Açıkçası öyle güzel yazmış ki, öykünün içine dalıp karakteri baştan aşağı sarsmak, zaman zaman sarıp sarmalamak, bazen de birlikte ağlamak istiyorsunuz.

Serpil Tuncer’in öykülerini yazarken fazla ağdalı bir dile yeltenmemesi gerekir. “Büyülü Deniz”’in ilk öyküleri bu tarzda yazılmış. Daha sonraki öykülerde Tuncer daha yalın bir dil kullanmış ve özgünlüğü yakalayabilmiş. Bu çerçevede, kitaptaki en özgün dil “İnsancık” öyküsünde beliriyor.

En beğendiğim öykü ise “İki Kafadar” oldu. Bu öykü, bir novella, hatta bir roman olacak kadar güzel ve zengin malzemeye sahip. Umarım “İki Kafadar”‘ın devamı gelir…

Serpil Tuncer’in desteklenmesi gereken yetenekli bir yazar olduğunu düşünüyorum. “Büyülü Deniz”’i, teknik hatalara takılmadan okumak keyifli.

Yazarı takipte olacağım.

 (“Büyülü Deniz”, Serpil Tuncer, Zinde Yayıncılık, 2016, 1. Baskı) 

 Nisan 2017

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page