Ben-Malala---Malala-YusufzaiAfganistan sınırına yakın olan Pakistan’ın Svat bölgesinde, Taliban, şeriat düzenine uygun bir hayat tarzını halka çoktan dayatmıştır. Malala’nın gittiği okulun tabelası yerinden sökülmüş, binanın ne olduğu dışarıdan anlaşılmaz hale gelmiştir. Bu okul, Malala doğmadan çok önce, Taliban’a karşı eleştirilerini sakınmayan babası tarafından kurulmuştu ve hem kızlara, hem erkeklere çağdaş bir eğitim verme misyonunu üstlenmişti.

Malala, babasının aydın ve ilerici görüşlerinden etkilenir. Çocukluğu, kadın-erkek eşitliği, bilim ve seküler bir devlet fikirleri ile yoğrulur. Kendisi de babası gibi, bir demokrasi militanı olur.

Kısa sürede, Malala ve babası, Pakistan’daki kızların eğitim hakkını savunmak için sık sık etkinlikler düzenleyen, yerel çapta medyanın ilgisini çeken bir ikili oluverir.

…Ve elbette, kısa sürede hedef haline gelirler.

9 Ekim 2012 tarihinde, bir Salı günü, Taliban militanları okul servisini durdurur. İçlerinden biri araca doğru eğilerek, “Malala hanginiz?” diye sorar. Öğrencilerin bazıları, ister istemez araçta başı örtülü olmayan tek kıza bakarlar.

O anda, Malala’ya doğru üç el ateş edilir.

Kurşunlardan biri Malala’nın sol gözüne, diğer ikisi yanında oturan kızlara isabet eder.

Malala, bilinci kapalı bir şekilde, yabancıların da yardımıyla Pakistan’dan uçakla çıkarılır. İngiltere’de bir hastaneye yatırılır.

Malala, o çok sevdiği ülkesinin yüksek dağlarını bir daha görebilecek mi?

“Ben, Malala” kitabının bendeki yeri çok özel. Sadece genç bir kadının cehalet ve bağnazlıkla mücadelesini anlattığı için değil, aynı zamanda ülkemde olan bitenlerle paralellik kurduğum için, ve çocukluğumda iki yılımı geçirdiğim Afganistan’ı bana yeniden hatırlattığı için ayrı bir yeri var …

2014 İstanbul Tüyap Fuarı’nda, PEN Yazarlar Derneği’nin Barış Komitesi Başkanı olarak “Savaştaki Kadınlar ve Edebiyat” başlık panelde Malala’dan bahsettim. Konuşmamın tam metnini buradan okuyabilirsiniz:

 “Ben, Malala” – Malala Yusufzay (Epsilon Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2014)

 

SAVAŞIN VE CEHALETİN SUSTURMAYA ÇALIŞTIĞI KADINLAR

 

O, savaşın susturmaya çalıştığı cesur kadınlardan biri. Üstelik yaşı henüz çok küçük… Malala Yusufzay, “Şu Taliban’ın vurduğu kız” olarak değil, “Kız çocuklarının eğitim hakkını savunan kişi” olarak anılmak istiyor. Yaşam hikayesine baktığınızda, çok da haklı olduğunu görüyorsunuz. Bir Taliban militanı tarafından vurulması birkaç saniye, radikal islamcılara karşı mücadelesi, yıllar boyu sürmüş.

Malala Yusufzay, 2014’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Geçenlerde okuduğum bir gazete haberine göre, ödülden kazanmış olduğu tüm geliri, Gazze’de yerle bir olan 65 okulun yeniden inşa edilmesi için bağışlamış.

Malala, sadece savaşın değil, cehaletin susturmaya çalıştığı genç bir kadın. 17 yıllık örnek hayat hikayesine neleri sığdırdığına isterseniz hep birlikte bakalım…

Malala, 1997’de, okur-yazar olmayan, dinine bağlı bir annenin, ve eşitlikçi, ilerici fikirlere sahip idealist bir babanın ilk çocuğu olarak Pakistan’ın Peştu bölgesinde, Svat’ta dünyaya gelir. Svat, ülkenin kuzey batısında, Afganistan’a en yakın Pakistan topraklarıdır. Malala, Svat bölgesini, yeşillikleriyle, akarsularıyla, dağlarıyla “Cennet Vadisi” olarak tanımlar. O zamanlar, sadece birkaç yıl içinde, bu yerin Taliban’ın “Ölüm Vadisi”’ne dönüşeceğini kimse hayal edememişti…

Malala doğduğunda, hastaneye gidecek, veya ebe tutacak paraları yoktur çünkü anne-baba, kıt kanaat geçinmektedirler. Doğumunda, köy halkı annesine acımış, babasını da tebrik etmeye gelen olmamış. Çünkü erkek çocuklarının doğmadığı her gün, Peştu geleneklerinde bir yas günüdür. Malala doğduğunda, büyük kuzeni babasına, ailenin sadece erkeklerinin ismlerinin yazıldığı bir soyağacı hediye eder. Baba Ziyaüddin Yusufzay, uzun uzun soyağacına bakar, eline bir kalem alır: Kendi adının yanına, lolipop sapı gibi bir çizgi çeker ve ucuna “Malala” yazar. Gözleri parıldayarak, “Bu çocukta farklı bir şeyler var, biliyorum” der.

Farklı olan elbeltte Malala’lanın kendisi değildi yalnızca. Baba Ziyaüddin de birçok Peştu erkeğinden çok farklıydı. Kan davalarının hüküm sürdüğü, kızların 15 yaşından itibaren ancak bir erkeğin refakatinde sokağa çıkabildiği, kahvaltıda yumurta varsa eğer, sadece erkek çocuklarına yedirildiği, halkının çoğunun Svat’tan dışarı adımını atmamış olan bir bölgede, çok zor şartlarda İngilizce öğretmenliği yapan, modern fikirleri ve hitabet yeteneği ile yerel halkın saygı duyduğu genç bir adamdır Ziyaüddin. Karısına “porselen bir vazoymuş gibi ihtimam gösterir”. Diğer Peştu erkeklerin aksine bir kez dahi karısına el kaldırmamıştır. Okur-yazar olmadığı için kendisine yazdığı şiirleri okuyamasa da, her düşüncesini karısıyla paylaşan ve ona danışan bir eştir.

Malala doğduğunda, babası bir arkadaşıyla, ailelerinin ve destekçilerinin yardımı ile, ilk okulunu açar. Tüm birikimlerini bu işe yatırmışlardır ve boğazlarına kadar borca batarlar. Zar zor kiraladıkları derme çatma bina, özel bir okul olacaktır. Bina yerine, belki de yıkık dökük bir kulübe demek daha doğru olur… Okulun girişine, büyük harflerle ilkelerini yazarlar: “KENDİMİZİ, SİZİ YENİ ÇAĞA HAZIRLAMAYA ADADIK”. Bastırmaya çalıştığı kekemeliğine rağmen, Ziyaüddin toplum önünde cesurca konuşmaktan korkmayan bir adamdır. Bozuk bir plak gibi sözcüklere takılsa da, M’ler, P’ler ve K’ler birer düşman gibi karşısına dikilse de, o, her yerde, eğitim hakkının önemini savunur. Ailelerin kız ve erkek çocuklarını, yaratıcılığı öldüren ve ezbere dayalı devlet okullarına değil, özel okullara göndermeleri için ikna etmeye çalışır.

Az sayıda öğrencisi vardır ve çoğundan para almaz. Resmi makamlar, farklı sesi olan bu okul müdüründen pek hoşlanmazlar. Kapısını sürekli çalıp kendisinden rüşvet isteyen devlet yetkililerini, “Biz okuluz, tavuk çiftliği değil!” diyerek kovar. Berberlerde, bakkalarda, ev ziyaretlerinde, kısacası bulabildiği her fırsatta ve yerde, çocukların okula gitmesinin önemini anlatır. Sözü dinlenen, saygın biri olduğu için kısa sürede Svat Özel Okullar Birliği Başkanı olur. Tüm okulları rüşvete karşı birleşmeye teşvik ettiğinde, yerel yetkililerin dikkatini bir kez daha üzerine çeker.  Ancak bu da, Ziyaüddin’i durdurmaz. Elindeki imkânlarla, “Malala Eğitim Akademisi” adını vereceği ikinci okulunu açar.

İşte Malala böyle modern ve aktivist bir babanın kızıdır. Eylemlerindeki esin kaynağı babası olsa da, kaderi aslında, 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki ikiz kulelere iki uçağın çarpmasıyla şekillenmeye başlar. 11 Eylül, Svat Vadisi’ne savaşı getirecek, ve Malala’nın hayat hikâyesini geriye dönülmez bir şekilde değiştirecekti.

Malala, başarılı bir öğrencidir. Aynı zamanda hırslısır: Sınıf birinciliğini kimseye kaptırmak istemez. Bunun için, gece-gündüz, sürekli çalışır ve okur. Duvarı, takdirler ve birincilik kupalarıyla doludur. Babası gibi, üstün bir hitap yeteneğine sahiptir. Şiir ve tartışma yarışmalarından çoğu kez birincilikle döner.

11 Eylül sonrasında, Taliban bölgede gittikçe güç kazanmaktadır. Pakistan Devleti, bölgeyi gözden çıkarmışa benziyordur. General Ziya’nın teşvikiyle, Molla’lar İslamişleşme kampanyalarının güçlü figürleriydi. Bir din adamı ve İslam hukuku üzerine sözde otorite olduğunu göstermek için kendine müftü dedirten bir adam, “haram işler” yapıldığı için okulun kapatılması amacıyla bir kampanya başlatır. Bu okula kızlar gidiyordu, üstelik sadece başlarına bir örtü geçiriyor, tamamen örtünmüyorlardı ve erkeklerle birlikte eğitim alıyorlardı. Tüm bunlar “haram işler”di. Ulema’yı ve Taliban’ı temsil ettiğini söyleyerek köyün erkeklerini okulun kapısına dayanmaları için kışkırtır. Ziyaüddin, okulu kızlara kapatmaktansa, taviz vermeyi tercih eder: Artık kızlar okula ayrı kapıdan gireceklerdir.

11 Eylül’den sonra Svat bölgesinde İslami militanlık daha yaygın hale gelmiştir. Erkekler için ücretsiz medreseler her geçen gün açılır. Bu medereselerde yetiştirilen erkek çocukları, cihat için Afganistan’a gönderilecektir. Svat bölgesinde bunlar olurken, Devlet sessizliğini korumaya devam eder. Kısa sürede, yerel yönetim (Taliban) bir ahlâk polisi olşturur. Artık kadınlar yanlarında akrabaları olmadan sokağa çıkamayacaklardır. Geleneksel şalvar-kamiz yerine Batı tarzı gömlek ve pantalon giyen erkekler tartaklanır. Kadınların burka giymeleri şart koşulur. Kadınlara dair bütün izleri, sanki toplumdan silmek istemektedirler.

İslamişleme politikaları arasında, Ziyaüddin 2003 yılında üçüncü okulu olan karma liseyi açmayı başarır. Artık tüm okullarında toplam 1600 öğrenici vardır. Taliban tehditleri arasında, eğitimin kesintiye uğramaması için mücadele eden 70 öğretmen ona destek olur.

O yıldan itibaren Amerika, insansız hava araçları ile Afganistan’ı bombalamaya başlar. Peştu bölgesinin hemen yanı başında, savaş alevlenmiştir. Amerikan bombardımanlarında hayatlarını kaybeden çok sayıda sivil olmuştur. Bu, hem Afganistan’da, hem de Pakistan’da yaşayan Peştu aşiretlerinin Batılılara ve Batılılaşmaya karşı tavır almalarını hızlandırır. Ziyaüddin’in mücadelesi, bir eğitim mücadelesiyle birlikte, bir demokrasi savaşına dönüşür. Baba Yusufzay, Svat’taki Küresel Barış Meclisi’nin başkanı olmuştur ve Taliban’ın uygulamalarını açıkca eleştirmektedir.

8 Ekim 2005’teki deprem, dünya tarihinin en kötü doğal afetlerinden biri olarak, 73.000’den fazla Pakistanlı’nın ölümüne sebebiyet verecektir. Mollalar, depremin batılılaşma yönelimlerine karşı Allah’ın bir cezası olduğunu söylerler. İslam Hukukunun Uygulanması Hareketi’nin ve Taliban’a yakınlıkları ile bilinen kuruluşların gönüllüleri her yerdedir, her ailenin içine nüfus ederler. Yerel yönetim bölgeden tamamen silinmiştir. Uzun, dağınık saçları, sakalları olan, bileklerinin epey üzerinde biten pantalonlar ile şalvar-kamizlerinin üstüne kamuflaj yelekleri giyen garip görünümlü adamlar Svat’ın her sokağında belirmiştir. Başlarına yalnızca göz delikleri olan çoraplar geçirmektedirler, üzerinde “ŞERİAT YADA ŞAHADET” yazan alın bantları takmaktadırlar. Liderleri, Fazlullah adında kendini bir din âlimi olarak gösteren, zeki ve karizmatik genç bir adamdı. Pakistan adalet sistemine büyük öfke duyan halk, islamî kanunları geri getireceğini söyleyen bu sözde reformcu lidere büyük maddi destekte bulunurlar.

O günleri Malala şöyle anlatıyor: “Altı ay içinde insanlar televizyonlarını, DVD’lerini ve CD’lerini elden çıkarmaya başladılar. Fazlullah’ın adamları bunları kocaman yığınlar halinde sokakta topluyor ve yakıyorlardı. Kapkara duman bulutları gökyüzüne yükseliyordu. Yüzlerce CD ve DVD dükkanı gönüllü olarak kapandı; Taliban bu dükkanların sahiplerine para yardımı yaptı. Kardeşlerimle ben endişeleniyorduk çünkü televiyonumuzu seviyorduk ama babam bize onu elden çıkarmayacağımıza dair güvence verdi. Televizyonu bir dolaba gizledik ve sesini kısarak izlemeye başladık. Taliban’ın insanların kapılarını dinlediği, sonra zorla içeri girdiği, televizyonu alıp sokakta paramparça ettiği biliniyordu. Fazlullah, bizim çok sevdiğimiz Bollywood filmlerinden nefret ediyor, bunların İslam’a uygun olmadığını söylüyordu. Yalnızca radyoya izin vardı; Taliban şarkıları dışındaki her türlü müzik de haram ilan edilmişti”.

Bazı öğretmenler, artık kızlara ders veremeyeceklerini belirterek okullardan ayrılırlar. Birçok veli de, kız çocuklarını okuldan çeker. Bir radyo kanalı aracılığıyla halka vaizler veren Fazlullah, Ziyaüddin’in okullarını hedef gösteriyor, okuldan ayrılan kızları övüyordu.

Fazlullah, bir şûra, yani bir tür yerel mahkeme kurar. Bu, insanların hoşuna gitmiştir çünkü rüşvetle işleyen adaletsiz Pakistan Mahkemelerinden insanlar bıkmıştır. Şûra’da mollalar tarafından verilen hükümler, halka açık meydanlarda infaz edilmektedir. Önceleri kırbaçlama cezaları vardır, daha sonra asılma ve taşlayarak öldürme cezaları uygunlanır. Çok geçmeden, Fazlullah’ın polisleri insanları sokaklarda sebepsiz yere öldürmeye başlar.

Korku, her yerdedir.

Tehditlere rağmen Ziyaüddin eğitim vermeye devam eder. Ne o, ne de kızı Malala toplum önünde konuşmaktan vazgeçer. Susturulmaya çalışıldığı bu ortamda, Malala Romeo ve Juliette oyununu sahneye koyar. Bu arada baba Yusufzay, Fazlullah’a meydan okuyan bir komite oluşturur ve komitenin sözcüsü olarak ev ev dolaşır. Baba-kızın bu direnişi kısa sürede ülkenin her yerinde duyulur ve Pakistan ulusal kanalının ilgisini çeker. Bir gün kanal, Malala’nın okuluna gelerek kendisi ile röportaj yapar. Malala çocukların ve özellikle kızların eğitim hakkını savunuyor, hayatının sonuna kadar bunun için mücadele edeceğini söylüyordu. Bu röportajdan sonra 11 yaşındaki Malala, sesini çıkarmaktan korkmayan Svat’lı küçük kız, ulusal ve uluslararası birçok medya kuruluşunun gözbebeği olmuştu. “Eğer bir adam, Fazlullah, her şeyi mahvedebiliyorsa, neden bir kız her şeyi değiştirmesin?” diyordu. BBC Urdu kanalında Malala, “Taliban ne cüretle benim temel eğitim hakkımı elimden alır?” demeye kadar cesaret gösterecekti.

Taliban militanları askerlerin, polislerin ve sivillerin başlarını kesip, kanlı kafaları meydanlarda sergilemeye başlamışlardı. Kafaların üzerinde, “Saat 11’e kadar bu cesede dokunmayın, yoksa sıra size gelir” gibi notlar iliştirilmişti. Malala, röportajlarında, “Dinimizi istismar ediyorlar” diyordu.

Pakistan BBC radyosu, Taliban baskısı altında yaşamın nasıl olduğuyla ilgili bir günlük yazacak kadın öğretmen ya da öğrenci arıyordu. Malala hariç, hiç kimse bu işe gönüllü olmamıştı. Herkes korkuyordu. Malala, “Peygamberçiçeği” anlamına gelen “Gül Makai” rumuzu altında BBC’nin internet sitesinde bir günlük yazmaya başlar. Kısa sürede, tüm Pakistan bu genç kız öğrencinin günlüğünü, Taliban’a karşı direnişin sembolü olarak görür. Gül Makai, savaşın kötü olduğunu büyüklere anlatmak için, Kuran’dan yararlanıyor ve her defasında kız çocuklarının erkek çocukları kadar, eğitim hakkına sahip olduklarını söylüyordu. Rumuza rağmen, günlüğün arkasında kimin olduğu kısa sürede tahmin edildi: Svat’lı Malala Yusufzay.

Malala, kalemin, kalemden çıkan sözcüklerin makineli tüfeklerden, tanklardan veya helikopterlerden daha güçlü olabileceğini fark etmişti. Basının, üzerindeki ilgisini geri çevirmedi. Her ortamda konuştu. Ne yazık ki, baba-kızın gayretleri tarihin yönünü değiştirmek için yeterli olmadı. Taliban, tüm okulların kapanıp dini eğitim veren medreselere dönüştürülmesi için tarih vermişti. 14 Ocak 2009 günü, okulların zili kız öğrenciler için son kez çaldı.

Gizli gizli, Ziayüddin, kız öğencilere eğitim vermeye devam edecektir. Kızlar, Taliban’ın zorunlu kıldığı burkalarının altında ders kitaplarını saklayarak kimsenin görmediği bir girişten okula alınıyor, birkaç cesur öğretmen tarafından eğitimlerine devam ediliyordu.

Malala ve babasına o günlerde çılgınca bir teklif gelir: New York Times’in internet sitesinde yayınlanacak olan bir belgelesel için kamera karşısına çıkmaları istenir. Bu, kapı kapı dolaşımaktan çok daha büyük bir etki yaratacaktı.  Baba-kız hemen kabul eder. Belgeselin son sahnesinde, Malala şöyle diyecektir: “Bana engel olamazlar. Ben evde, okulda, başka bir yerde, nerede olursa olsun eğitim göreceğim”. Belgesel büyük bir yankı uyandırır. Aynı zamanda, baba-kız artık açık birer hedef olmuşlardır. İnsanlar, Taliban’ın Malala’yı değil, babasını öldüreceğini söylüyorlardı. “Malala çocuk”, diyorlardı. “Taliban bile çocukları öldürmez”.

Yanılıyorlardı.

Taliban okulları havaya uçurmaya başladığı günlerde Malala, Pakistan’ın ilk “Ulusal Barış Ödülü”ne layık görüldü. Başbakan ödülü bizzat kendisi verdi. Malala, yıkılan okulların yeniden yapılmasını ve Svat’ta kızlar için bir üniversite istediğini söyledi. Başbakanın, küçük bir kızın taleplerini ciddiye almayacağını biliyordu. “Bir gün ben politikacı olacağım ve böyle şeyleri kendim yapacağım” diye düşündü.  Ödülün her yıl, 18 yaşından küçük çocuklara verilmesi ve “Malala Ödülü” adını alması kararlaştırılmıştı. Ziyaüddin bundan çok hoşnut olmadı, zira Peştu geleneklerinde, bir insanın hayattayken onurlandırılması, uğursuzluk işaretiydi.

Uğursuzluk, çok geçmeden kendini gösterdi.

9 Ekim 2012 günü, bir Salı sabahıydı. Kızları gizlice okula götüren serviste yirmi kız ve üç öğretmen tıka basa oturuyordu. Kızlar sınav dosyalarını ellerinde tutmuş, çantalarını ayakları altına yerleştirmişlerdi. Kontrol noktasına 200 metre kala, sakallı bir adam otobüsün durmasını işaret etmişti. Otobüs durduğunda, beyazlar giymiş silahlı başka bir adam servisin arka tarafına yanaşmış ve kapıyı açmıştı. “Malala hanginiz?” diye sormuştu.  Adama kimse bir şey söylememişti ama birkaç kız Malala’ya doğru bakmıştı. Yüzü örtülü olmayan tek kız Malala’ydı. Adam ardı ardına üç el ateş etti. İlki, Malala’nın sol gözünden girip sol omzunun altından çıkmıştı. Malala, kanlar içinde en iyi arkadaşının kucağına devrilir. Diğer iki kurşun, Malala’nın yanında oturan iki kıza isabet eder.

Herkesin düşündüğünün aksine, Taliban, küçük bir kız çocuğunu hedef almıştı.

Bundan sonra, Malala için ölümle yaşam arasında aylarca devam edecek zorlu bir süreç başlar. Pakistan’da hastaneden hastaneye sevk edildikten sonra beyin ameliyatı olur. Malala’nın bilinci yerinde değildir. 16 günde 4 ayrı hastaneye kaldırılır. Beyin ameliyatı başarılı geçmiştir geçmesine ama, ameliyat sonrası bakımının Pakistan’da yapılması mümkün değildir. Malala, apar topar İngiltere’deki bir hastaneye sevk edilir.  İngiliz bir hekim olan Dr. Fiona, Malala’yı İngiltere’ye nakledebilmek için velisi olmayı kabul eder ve tüm bürokratik işlemleri halleder. Malala’nın anne ve babası ancak 2 hafta sonra kızlarının yanına gidebilecektir.

O günden beri, ne Malala, ne de annesi ve babası, bir daha Svat vaidisine geri dönemediler.  16. doğum gününde, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında, Malala şöyle diyecekti: “Kitaplarımızı ve kalemlerimizi elimize alalım. Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir”. Malala ayakta alkışlandı, dünyanın her tarafından bu genç kadına destek yağmaya başladı.

Malala, doğduğu toprakların ve okulunun özlemiyle, kızların eğitim hakkı için mücadele etmeye devam ediyor.

Geçen yıl pek çok yer gördüm”, diyor Malala, “ama benim için vadimiz hala dünyanın en güzel yeri. Svat’ı yeniden ne zaman görebilirim bilmiyorum ama bir gün göreceğimi biliyorum. Ramazan’da bahçemize ektiğim mango ağacına ne olduğunu çok merak ediyorum. Gelecek nesiller meyvelerinin tadını çıkarabilsinler diye, ağacı sulayan birileri var mıdır acaba?”.

Malala Yusufzay, “Ben, Malala”, (Epsilon Yayınları, Sayfa 146)

Esra E. KARAOSMANOĞLU
(Tüyap Fuarı, 2014)
Dünya Yazarlar Birliği PEN, Türkiye Barış Komitesi Başkanı

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page